enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp

    Keşkeğin Cezası (Keşkek nasıl yapılır?)

    Kastamonu’muz başta olmak üzere bir çok ilin, yörenin düğün, imece, mevlüt ve kalabalık ortamların yöresel yemeklerinden olan ve memleketimizde her düğünün vazgeçilmezi olan KEŞKEK’in nasıl dövüldüğünü, nasıl pişirildiğini anlatan bir hikaye…

    Keşkeğin Cezası (Keşkek nasıl yapılır?)
    8 Ocak 2023 08:30
    A+
    A-

    KEŞKEĞİN CEZASI

    Eski büyük evin zamanları.  Keşkek yemeği yapmışlar. Halen daha çok sevdiğim ve eşimden sık sık istediğimiz bir yemek bu.  Ne kadar sevindiğimi tarif edemem. Yok, keşkeği o zamanlar bu derece sevmiyordum sebep başka.

    Bir kaç gün geçince gündüzden soruyorum akşam ne yemek var? Genel de cevap aynı oluyor.

    -Bakla.

    O iyi bu akşam fasulye yok.  Bu benim düşüncem. Malum İstanbul’da bakla ayrı fasulye ayrı.  Akşamı iple çekiyorum. Akşam yemeğine oturuyoruz. Yemekte fasulye. Taze fasulye revaçta. Bakla nerede?

    Zor yoldan da olsa öğrendik. Burada bakla fasulye demek. Bizim İstanbul baklasının adı “Efendi Baklası”

    Bir ismi daha var ama nedense hatırlamak istemiyorum…

    Ya cidden haklısınız. Ocaklıkta odun ateşinde ağır ağır; isten kararmış kara caba da pişen fasulye çok lezzetli. Ama çok sık çıkıyor menü de. Şehzadelikten gelen haklarımdan dolayı başka yemekler yemek istiyorum.

    İşte bu bakla ismine saklanarak sofraya sızan fasulyeden bıkkınlığın verdiği bir sevgi keşkek hazretlerine karşı sevgim.

    Bir akşam adamların odasında konuşulurken bir konu dikkati mi çekti. Keşkek dövmekten bahsediyorlar!

    Keşkek neden dövülsün? Ben değil ki yaramazlık yapmış olsun. Kalkıp kaçacak hali de yok.

    Anladım, biraz yumuşak ve dağılmış oluyor ya. Demek ki dövüp eziyorlar sonra pişiriyorlar.

    Ertesi gün sabahtan bir hareketlenmeler başladı. Eski ve sanırım el tezgâhlarında dokunmuş biraz el gıdıklayan kilimler serildi. Unutmayım, havuz gibi bir yer var çeşmenin orda. Oraya biraz buğday koymuşlardı. Suyun içine. İşte o buğday ıslanıp yumuşasın diyeymiş.

    Hasan emmigilin eski evi filan duruyor henüz. Onların evin altından getirdiler sanırım. Kocaman bir kütük geldi. Öyle geldi dememle yanlış anlaşılmasın. O kadar büyük ki kucaklayıp getirilecek bir şey değil. Yuvarlaya yuvarlaya getirdiler. Gelince gördük ki içi oyulmuş.

    Sonra bilirkişi eline buğdaydan bir avuç alıp baktı. Osmanlı sadrazamı edasıyla onay verdi. Biraz ıslatılmış buğdayı o içi oyuk kütüğün içine doldurdular. Ellerine değişik, ahşaptan yapılmış aletler aldılar. Heyecan ve merakla izliyorum. Bu aletlerin sapı ince uç kısmı kalın ve yatay kesik. Birde elle  tutmak için bir kısa sap takılmış. Bu aletin ismi hatırlayabildiğim kadarıyla soku. İçi oyulmuş kütük ise dibek. Bunlar önemli unutmayınız.

    Dövme işlemine başladıklarında hayretten ağzım açık kaldı diyebilirim. Sıralı ve birbirlerine engel olmayacak bir biçimde önce biri, sonra öteki. Ahenkle savurmaya başladılar sokularını. Sokular inip kalktıkça nefesler sıklaşıyor. Sanki tenisçilerin topa vururken çıkarttığı ses benzer sesler başlıyor bir süre sonra. Sık sık yer değiştirmelerden anladığım yorucu bir iş.

    Arada bir bilirkişi gelip buğdayı düzeltiyor dibekten dökülmesin diye. Bu ara hem soku sallayanlara nefes fırsatı hem de buğdayı eline alıp şöyle evirip çevirip bakarak ne kadar olduğunu anlama fırsatı. Bir yerde de bu işi biliyorum havası var, buğday kontörlü yapan yetkili kişilerde.

    Şöyle eski bir çam direğe yaslanıp ahenkle sokuları sallayan iki kişi düşünün. Hafif bir hıh sesiyle inip kalkan sokular. Dibekten çıkan, havalanan buğday kabukları. Galiba arada ıslatıyorlardı da buğdayı öyle sulamak gibi değil nemlendirmek gibi. Tam eminde değilim. İzlemesi gayet hoş. Yapması zor bir tören bu.

    Bu işlem öyle kısa bir şey değilmiş. Ciddi ciddi uzun zaman alıyor. Zaman uzadıkça da oku kullananlar yoruluyor. İlk başlarda hemen birileri alıyordu boşa çıkan sokuyu. İş ilerleyip yorgunluk arttıkça sokuların bırakılmasıyla başkası tarafından alınması epey uzamaya başladı. Hatta ilk başlandığında birbirlerinin ellerinden alıyorlardı yoruldun filan diye. Şimdi soku yerde yeni buğday dövücüsünü bekliyor.

    Bu aslında biz izleyen çocuklar için haşaralık zamanı olmaya başlıyor hemen. Tahmin edin ilk koşup yerden soku kapan ve

    -Sıra bende diyen kim?

    Bilemediniz. Tabii ki benim. İlk denememde sokuyu kafama indiriyordum. Şöyle bir kaptım kafamın üstünden çevirirken sıyırttı bizim kelleyi. İkinci denemem de kafayı kurtardık derken dibeğin yanlış yerine vurduk. Fırladı buğdaylar. Allah’tan kilim serili, hemen üstünden topladık. Soku da ağırmış yani. Bu kadar saat nasıl sallamışlar bunu?

    Uzun bir zaman sonra bilir kişi hazretleri onay verdi. Keşkek olmuş.

    Keşkeği dövenlerin yüzünde hafif bir mutluluk belli oluyor. Artık işleri bitti, dinlenmeyi hak ettiler. Aramızda kalsın babamın iki, üç gün omuzları filan ağrıdıydı. O derece yorucu yani.

    Durur muyum? Hemen koşup baktım. Buğday neredeyse aynı duruyor. Öyle ezilip patlamamış. Yerken böyle değildi. Anlaşıldı pişince dağılıyor bu. Bir de pişmesini bekleyeceğiz. Ben izlerken yoruldum, acıktım. Dövenler ne halde bilmem. Allahtan o güzel imece geleneği var. Artık keşkeğimiz oldu. Oldu dediysem sadece dövülmesi kısmı oldu. Daha pişecek.

    Tencere ocaklıkta fokurdadıkça soruyorum:

    -Ne kadar kaldı?

    Dövülmesinden geçtim. Pişmesi de ayrı dert. Ocaklıkta fokurdayıp duruyor uzun zamandır. Keşkek yemeğinin içine katılan köy horozunun yaydığı koku ayrı, keşkeğin kendi kokusu ayrı. Benim açlıktan guruldamak yerine Anadolu türküleri söyleyen midemin isyanı apayrı. Sanki tencere ocaklıktan inip kaçacakmış gibi dört gözle bakıyorum. Hiç ayırmadan gözlerimi neredeyse kırpmayacağım.

    Bir ara hanımlar komisyonu bir şeyler konuştu. Tahta bir kaşık, kepçe türünden bir şey geldi. Allah’ım buğdaya kızdılar anlaşılan. Öyle bir dövüyorlar ki inanılmaz. Buğdayın dibek de yediği dayaktan daha fena. Ben anladım işi. Bu kadar bekletirlerse şehzade hazretlerini köydeki akrabalarım kızar ve ceza verir işte.

    Bu benim kendimi önemli görme masalımın ürünüymüş sadece. Keşkek benim yüzümden veya açlığımdan yememiş bu dayağı. Gödelleniyormuş. Evet, evet yanlış okumadınız. Gödelleniyormuş demek İstanbul ağzıyla helvelenmesi, birbirine karışması gibi bir anlama geliyor.  Hani meselenin başından beri beklediğim buğdayın erimiş dağılmış hali böyle oluyormuş. İyi bir keşkek dövülmesi, pişmesi kadar gödellenmesi ile de tat alırmış. Gödellenme önemli.

    Bu gödelleme bana kalırsa pişmesinden uzun sürdü. Sonra saheye biri daha çıktı. Elinde bir tava, bir tereyağı kabı var. Tereyağı ahşaptan ve küçük bir kova gibi bir kabın içinde. Ocaklıkta eritti tereyağını. Düşünün odaya yayılan yayık tereyağının kokusunu. Ben hala bakıyorum ama kelimei şehadeti hatırlasam getireceğim. O kokular beni benden aldı.

    Son anda hatırladım burası kadınlar odası. Yemek önce erkekler evinde yenecek. Bir can havliyle koştum ki odadakiler bile şaşırdı. Onlara göre adamların odaya yıldırım düştü, bana göre son nefesimden bir önce kendimi attım. Cumhurbaşkanlığı konvoyunun eskort arabaları gibi girdim içeri. Peşimden de yüce keşkek efendi geldi.

    Şöyle gödelli gödelli kondu tabaklara. Dumanı tüterken, üstüne kızgın tereyağı da döküldü. Üstüne de içinden alınan bir iki parça horoz eti. Nefis bir tat.

    Aslında emeğin tadı başka. O kadar saat dövdükleri buğdayı şimdi nasıl iştahla yiyorlar bir görmelisiniz. Emekleriyle hazırladıkları sofrayı adeta yaşıyorlar.

    Kara fırında pişen somuna katılan tereyağı, Somundan önce atılan pideler, somun alınınca kalan köze gömülen kumpiriler, kara caba da pişen bakla. Ter ekmeğe susak yapmalar. Tarhananın gevreği. İsten kararmış sac da pişen cizlembe. Ben gurbetçi çocuğu olarak bile çok büyük özlemle anıyorum bu emeğin aşlarını. Yer sofralarının muhabbetine katılan tatlı yorgunlukları.

    -Keşkek de efe olmuş.

    Cümlesi buğdayı döveninden, ocaklıkta pişirenine, gödelleyeninden, yağını katanına kaç kişiyi mutlu etti.

    Keşkek Anadolu’nun hemen her coğrafyasında kendine başköşede yer bulmuş güzel bir yemeğimiz. Buğdayın ıslatılıp, bekletilip sonrasında yaptığı yaramazlıklar sonucunda iyice dövülmesi ile elde ediliyor. Asıl tadını da ona verilen emekten alıyor zannımca. Afiyet olsun efendim.

    Nedendir bilmem köy düğünlerinde en çok keşkeği ararım. Pirinç pilavından önce biterse içimden gizli gizli sevinirim. Bu kadar sevilmesi, aranması lezzeti kadar emeğin ve sevginin mayasından belki de. Benim bu kadar gizli semem ise eski günleri hatırlatmasından muhtemelen.

    Dostlar resim eklerken çok araştırma yaptım ama bizim yöremize ait soku veya keşkek tokmağının resmini bulamadım. Sizlerden ricam eğer bulma imkânınız var ise; eski keşkek döğme tokmaklarından bir resim ulaştırmanız. Bu site yardımıyla tarihe not düşelim. Yöremize ait bir farklı değer kaybolmasın.

    Saygılarımla…

    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.