enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp

    Kastamonu’da Bakırcılık Hangi Tarihte Nerede ve Nasıl Başlamıştır

    16. yüzyılın İkinci yarısında Küre madenlerinden elde edi­len bakır, hem Orta Karadeniz ve Orta Anadolu Bölgesi şe­hirlerindeki kazancıların İhtiyacını, hem de Kuzeybatı İran ve Mezopotamya bölgesindeki şehirlerin bakır ihtiyacını karşıla­mıştır.

    Kastamonu’da Bakırcılık Hangi Tarihte Nerede ve Nasıl Başlamıştır
    22 Kasım 2022 15:29
    A+
    A-

    Orta Karadeniz Bölgesi’nin en zengin bakır yataklarına sahip Küre’nin 68 km güneyinde bulunan Kastamo­nu, Küre’den çıkarılan bakırın işlendiği, en önemli kültür ve ticaret kentlerinden bir başkasını oluşturmaktaydı. Yazılı belgelerin eksikliği yüzünden bakırcı ve kazancıların oluşturduğu iş kolunun Ortaçağ’dan beri üretim yapıp yapma­dıklarım şimdilik kesin olarak bilemiyoruz. Ancak çok büyük bir İhtimalle Beylikler döneminden beri üretim yapıldığı bili­nen Küre yataklarından elde edilen bakırın bir kısmı, Kasta­monu’da bulunan atölyelerde işlenmiş olmalıydı.

     

    1568 yılında Kastamonu ve Küre kadılarına gönderi­len bir fermanda özetle şunlar yazılıdır;

    “… İran tarafından 400-500 tüccarın gelip büyük miktarda bakır satın aldıkları haber alınmakta, ancak hiçbir kimseye bir dirhem bile bakır verilmemesi…“Kastamonu’daki bakır­cı ve kazancıların çok faal bir şekil­de üretim yapa­rak, çevre illerdeki esnafın bile ihtiya­cını karşılamış ol­dukları anlaşılmak­tadır. 1568 yılında Kastamonu Kadısı’na yazılan bir fer­manda özetle şunlar yazılıdır:

    “… Sivas, Tokat ve Amasya bakırcı esnafı Kastamonu’da bakır eş­ya satın almak istedikle­rinde engellenmemesi, ancak tetik­te bulunup, memleket haricine bakır eşyanın götürülmesine müsade edilmemesi…”

    1573 yılında Kastamonu Beyi’ne gönderilen bir hükümde özetle şunlar yazılıdır:

    “… Erzurum’da yapılan baruthane için gerekli olan kazan ve diğer aletlerin hemen hazırlanarak gönderilmesi…”

    1578 yılında Kastamonu Kadısı’na gönderilen diğer bir fermanda ise, özetle şunlar yazılıdır:

    “… Bağdat’ta işlenecek barut için yapılacak kazanlarla kullanılmak üzere Küre madeninden 1000 kantar (56.408 ton) bakırın gönderilmesi…”

    Bakırcı ve kazancıların oluşturduğu iş kolu, Kastamo­nu’nun en büyük sanayi üretimini yapmaktaydı. Küre’den el­de edilen bakır madeninin büyük bir kısmı, Kastamonu’da bulunan kalhanelerde ergitiliyordu. Kastamonu’daki bakırcı­lık ve kazancılığın çok canlı kazançlı bir iş kolu haline dö­nüşmesinde, kentte bulunan kalhanelerin bu iş koluna ucuz, bol ve kaliteli hammadde sağlamasının büyük payı vardı.

    1783 yılma ait bir belgeden, Kastamonu’daki kazancılarının Küre madenlerinden elde edilen bakırı kullandıklarını öğren­mekteyiz.

    “… Küre-i nühas madenlerinden elde edilen bakır eskiden beri Kastamonu’da bulunan kazancı ve tüccarlara her bir bat­manı dokuz kuruşa satılırken, Tokat ve başka yerlerden gelen bakır satılmaya başlanıldığında araya anlaşmazlıklar girmiş­tir. Bu yüzden başka yerden gelen bakırın sattırılmaması…”

    Kastamonu kalhanelerinin diğer şehirlerinde bulunan kal­hanelerden ayrılan en önemli özelliği, son 40 yıl öncesine

    1783 yılma ait bir belgeden, Kastamonu’daki kazancılarının Küre madenlerinden elde edilen bakırı kullandıklarını öğren­mekteyiz.

    “… Küre-i nühas madenlerinden elde edilen bakır eskiden beri Kastamonu’da bulunan kazancı ve tüccarlara her bir bat­manı dokuz kuruşa satılırken, Tokat ve başka yerlerden gelen bakır satılmaya başlanıldığında araya anlaşmazlıklar girmiş­tir. Bu yüzden başka yerden gelen bakırın sattırılmaması…”

    Kastamonu kalhanelerinin diğer şehirlerinde bulunan kal­hanelerden ayrılan en önemli özelliği, son 40 yıl öncesine ka­dar faal bir şekilde çalışmış olmasıdır. Bu kalhanelerden biri şehrin en yüksek tepelerinden biri üzerine yaptırılan Yakup Ağa Camii’nin altında yer almaktaydı. Bakır cevheri yüzlerce yıldan beri aynı teknikle kalhanelerde ergitilerek kömürüyle birlikte ocakta körük yardımıyla ergitilmekte ve daha sonra kalıplara dökülmektedir.

    Kalıplar oldukça farklı bi­çim ve büyüklüklerdedir. İki parçadan oluşan ka­lıplar, tuğladan yapıl­mıştır. Demirden yapı­lan tek parça kalıpların bir kısmı 10 cm çapın­dadır. Üstü açık kalıp­lardan 2.5 kiloluk külçe elde edilmekte­dir. 45×30 cm boyu­tunda ve 5 cam de­rinliğinde olan bir başka demir kalıp­tan ise 35×45 kilo arasında değişin külçe bakırlar elde denilmektedir. Kalıplardan çıkarılan külçe bakırlar, ocaklarda kız­dırıldıktan sonra yedi kişiden oluşan bir dövülerek farklı ağırlıklara sahip levhalar haline getirilmektedir. Külçe halin­deki bakırın çekiçlenerek levha haline getirilmesi işlemi, tıpkı Surname-i Hü-mayun ve Surname-i Vehbi’deki minyatürlerde zanaatkarların külçe bakırı çekiçleyerek levha haline getirme­leri gibi yapıl-maktadır.

     Kastamonu’da artık bu işlem ortadan kalkmış olmasına karşın, Anadolu’da yalnızca Muğla-Kavaklıdere’de külçe bakır çekiçlerle levha haline getirilmektedir. Kastamonu’da bakırcı ve kazancılıkla uğraşan zanaatkarların büyük bir kısmı hem de İstanbul’daki atölyelerde çalışmak­taydılar. Bu konuda yazılı kaynaklar oldukça ayrıntılı bilgi vermektedir.

    Gerek Anadolu, gerekse İstanbul’daki atölyeler­de Kastamonulu zanaatkarların elinden çıkan ve Kastamonu üslubunu yansıtan çeşitli eşya ve mutfak kapları, açık bir şe­kilde belli olmaktadır. 1934 – 1936 yılları arasında Kastamo­nu’da bakırcılık mesleğiyle ilgili olarak 50 usta, 35 kalfa ve 48 çırak dükkanlarda çalışmaktaydı. 1942 yılında Bakırcılar Çarşısı’ndaki atölye sayısı 22 iken, bugün ancak 3 bakırcı atölyesi üretimi sürdürmektedir. Yüzlerce yıldan kapaklı sa­han, hamamtası, güğüm ve ibrikler, Kastamonu atölyelerinin karakteristik kaplarını oluşturmaktadır.

    Kaynak: Kastamonu İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü

    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.