Köyler Sönmesin: Meğer Hepimiz Aynı Köyün Çocuklarıymışız 6
“Köyler Sönmesin” yazı dizisi binlerce kişinin ortak duygusuna dönüştü. Gelen yüzlerce yorum gösterdi ki insanlar köylerini unutmamış, sadece onlardan uzak kalmış

”Köyler Sönmesin” yazı dizisine gelen yorumlar gösterdi ki Anadolu insanı köyünü unutmamış. Otobüsleri, pazar yerlerini, okulları, jandarmayı, sağlık ocaklarını ve çocukluk anılarını anlatan vatandaşlar ortak bir çağrıda bulundu: Köyler yaşasın.
İlk 5 yazının linkini buraya bırakıyorum, okumayanlar linklere tıklayarak okuyabilirler.
1-Hocaköyü Yayla Selimgilin Evi Bu Yıl Kapalı: Bir Köy Kapısı Daha Sessizliğe Büründü (1)
2-Bacası Tüten Evlerden Bacası Sönen Köylere 2
3- Çocukluğumuzun Üniversitesi Köydü: Köy Üniversitesinde Okumanın Ayrıcalıkları 3
4- Dört Otobüsün Kalktığı Çiftlik Pazar Yeri’nde Şimdi Dört Kişi Bulunmuyor 4
5- Köyler Boşalırsa Türkiye Kaybeder: Mesele Bir Ev Değil, Anadolu’nun Geleceğidir 5
Bu Yazıları Yazdık, Binlerce İnsan Çocukluğuna Döndü
Açıkçası bu kadarını beklemiyordum.
“Selimgilin evi bu yıl kapalı” diye başlayan bir duygu paylaşımı, bir anda yüzlerce insanın ortak hikâyesine dönüştü.
Ben kendi çocukluğumu anlatıyordum.
Kendi köyümü anlatıyordum.
Kendi özlemimi anlatıyordum.
Ama gelen yorumlar şunu gösterdi;
Meğer hepimiz aynı köyün çocuklarıymışız.
Çünkü herkesin anlattığı şeyler birbirine benziyordu.
Birisi otobüsleri anlattı.
Birisi okulu anlattı.
Birisi pazar yerini anlattı.
Birisi çocukluğunu anlattı.
Birisi de artık sessizliğe bürünen köyünü anlattı.

İnsanlar Köylerini Değil, Hayatın Kendisini Özlüyor
Birçok yorumda aynı duyguyu gördüm.
“Hey gidi günler…”
“Okullar kapandı, insanlar kalmadı.”
“Jandarması vardı, sağlık ocağı vardı.”
“Pazar kurulurdu, tezgâh açardık.”
“Aşçı Ömer Dayı ve Köle Bekir’in Salih’in lokantasında ne yemekler yedik.”
Aslında insanlar sadece köylerini özlemiyor.
Bir yaşam biçimini özlüyor.
Birbirine yakın olmayı özlüyor.
Komşuluğu özlüyor.
Paylaşmayı özlüyor.
Bir kapının çekinmeden çalınabildiği günleri özlüyor.

Bir Zamanlar Otobüsler Yetmezdi
Birçok yorumda aynı detay vardı.
Çarşamba günleri…
Pazar günleri…
Otobüsler dolup taşardı.
Çiftlik Pazaryerinde dört otobüs, Galinseden 5 otobüs kalkardı.
Çiftlik Pazar Yeri hareketliydi.
Galinse hareketliydi.
Çevre köylerim hepsi hareketliydi.
İnsanlar sürekli gidip gelirdi.
Şimdi ise birçok yerde sessizlik hâkim.
Bir zamanlar insanların buluştuğu meydanlar, artık sadece hatıralarda yaşıyor.

Bu Yazıların Asıl Sahibi Sizlersiniz
Belki de beni en çok duygulandıran yorumlardan biri buydu.
Yıllar önce Taşköprülüler Derneği olarak yaptığımız çalışmalar yeniden hatırlandı.
“Bir gece de olsa bacalar tütsün” diye yaptığımız organizasyonlar yeniden konuşuldu.
Çocukların, torunların, yeğenlerin ata topraklarıyla buluştuğu günler yeniden gündeme geldi.
Demek ki yapılan hiçbir iyilik kaybolmuyor.
Demek ki atılan hiçbir adım boşa gitmiyor.
Bir gün geliyor, insanlar bunu yeniden hatırlıyor.

İnsanlar Hâlâ Umutlu
Yorumlarda en çok dikkatimi çeken şeylerden biri de umudun hâlâ canlı olmasıydı.
Birçok kişi aynı çağrıyı yaptı:
“Evlerimizi boş bırakmayalım.”
“Çocuklarımızı köye götürelim.”
“Tatil sadece deniz değildir.”
“Köylerimize sahip çıkalım.”
“Bir gece de olsa bacalar tütsün.”
Bu aslında çok önemli bir mesaj.
Demek ki insanlar köylerinden vazgeçmemiş.
Sadece hayat şartları onları uzaklaştırmış.

Bu Yazı Dizisi Burada Bitmeyecek
Bu yazılar artık bir köşe yazısından çıktı.
Bir arşive dönüştü.
Bir hafızaya dönüştü.
Çünkü bugün yazılanlar, yarın torunlarımızın okuyacağı birer belge olacak.
Belki bir gün torunlarımız bu yazıları okuyacak.
Ve diyecek ki;
“Demek ki dedelerimiz böyle yaşıyormuş.”
“Demek ki köyler böyleymiş.”
“Demek ki bir zamanlar hayat buralardaymış.”
İşte o yüzden yazmaya devam edeceğiz.
Çünkü köyler sadece geçmişimiz değil.
Geleceğimiz de.
Ve şunu artık çok iyi anladım:
Bu yazı artık benim değil…
Hepimizin hikâyesi oldu.
Belki de meğer hepimiz aynı köyün çocuklarıymışız…
Selam ve dua ile…
Ertuğrul Köse