Dört Otobüsün Kalktığı Çiftlik Pazar Yeri’nde Şimdi Dört Kişi Bulunmuyor 4
Bir zamanlar dört otobüsün kalktığı, çevre köylerin buluşma noktası olan Çiftlik Pazar Yeri bugün sessizliğe büründü. Anadolu köylerinin ve köy ekonomisinin değişimini anlatmaya çalışacağım.

Bazı yerler vardır.
Sadece bir yer değildir.
Bir hafızadır.
Bir buluşma noktasıdır.
Bir neslin ortak hatırasıdır.
Bizim için de Çiftlik Pazar Yeri tam olarak böyle bir yerdi.
Çocukluğumuzun en hareketli, en canlı ve en özel merkezlerinden biriydi.
Bugün ise insanın içini burkan bir sessizliğin içerisinde yaşam mücadelesi veriyor.
İnsan bazen durup düşünüyor…
Bir zamanlar dört otobüsün kalktığı bir yer nasıl olur da bugün dört kişinin zor bulunduğu bir yere dönüşür?
İşte aslında bu soru sadece Çiftlik Pazaryeri’nin değil, Anadolu’nun da hikâyesidir.
Çiftlik Pazaryeri ile ilgili daha önce yazdığım yazılardan bir tanesini hatırlatmak istiyorum. Bir Pazaryerinin Bana Hatırlattıkları (Yaşanmış Köy Hikayeleri)
Bir Zamanlar Hayat Burada Akardı
Pazar günleri adeta bayram günü gibiydi.
Sabahın erken saatlerinden itibaren hareket başlardı. Hatta Kirazcık, Gümüşoluğu, Şıhlar, Böğürtlen vb. köylerden pazara gelenler Cumartesi akşam bizlere misafir olurlardı. Misafir olurlardı derken, yalnız olmazdı; ya atı, ya eşeği, ya da pazarda satacağı, öküzü, danası, koyunu veya kuzusu olurdu. Sadece insanlar değil hayvanlara da misafir olarak ikramlarda bulunulurdu. Tabi hayvansal ikramlardan bahsediyorum.
İstanbul’dan gelenler olurdu.
İstanbul’a gidecekler olurdu.
Çevre köylerden gelenler olurdu. Kargının köylerinden gelenler olurdu.
Kahveler dolardı. Dört beş kahve hatırlıyorum.
Bakkallar hareketlenirdi. Nasıp emmi, Sinek Hoca, Güllü Osman, Ahlatçının Hasan, Gırmanın Ali ve Çamlu Şevket ve Nedim Yılmaz…
İnsanlar birbirleriyle hasret giderirdi.
Gün boyu boyunca köyler adeta yeniden canlanırdı.
Sadece pazar yeri değil, çevresindeki bütün köyler nefes alırdı.
Çiftlik Pazaryeri yaşayan bir organizma gibiydi.

Dört Otobüs Bir Rakam Değildi
Bugün dört otobüs deyince kulağa sıradan gelebilir.
Ama değildi.
Bu dört otobüs hayat demekti.
İnsan demekti.
Üretim demekti.
Umut demekti.
Çünkü her otobüsün içerisinde bir hikâye vardı.
Birisi askerden geliyordu.
Birisi İstanbul’a çalışmaya gidiyordu.
Birisi hasta ziyaretine gidiyordu.
Birisi düğüne gidiyordu.
Birisi köyüne dönüyordu.
Bir hareket vardı.
Bir bereket vardı.
Bir canlılık vardı.
Şimdi ise birçok yerde olduğu gibi burada da sessizlik hâkim.

Pazar Yerleri Sadece Alışveriş Yapılan Yerler Değildi
Bugün büyük alışveriş merkezleri var.
Ama insan ilişkileri yok.
Eskiden pazar yerleri insanların birbirini gördüğü, dertleştiği, haber aldığı yerlerdi.
Bir nevi sosyal hayatın kalbiydi.
Kahveleri vardı.
Bakkalları vardı.
Hayvan pazarları vardı.
Jandarma karakolu vardı.
PTT’si vardı.
Sağlık ocağı vardı.
Yatılı Kuran Kursu vardı.

Bir düzen vardı. Evlenecek gençlerin duyurusu pazaryerinde şerbet içilerek yapılırdı. Ayakkabı boyayan ve sürekli “Ayağına Baaak” diye bağıran Hüseyin emmi, gür sesiyle her şerbetin duyurusunu da yapardı. Falan köyden Ahmet ağanın oğlu Murat ile falan köyden Mehmet ağanın kızı Ayşe’nin şerbeti içilecektir. Aslında bu şerbetin duyurusu demek, bakın bu gençler nişanlanıyor, sakın kimse dünürlüğe falan gitmesinin dolaylı anlatımıymış meğer.
Çarşamba günleri de aynı pazar Galinse’de kurulurdu. Oraya da otobüsler gelirdi. İnsanlar Galinss pazarına da akın ederlerdi.
Pazaryerinde sadece pazar günleri değil her gün hareket vardı. Taşköprü’nün en ücra köşelerinden, Tosya ve Çorum Kargı’nın köylerinden pazaryerine gelenler vardı.
Bugün bunların hiç biri yok.
Binalar belki duruyor ama insanların oluşturduğu ruh eksik.
Asıl eksilen de zaten bu.
Köyler Boşalınca Merkezler de Boşalıyor
Biz yıllardır sadece köy evlerinin kapandığını zannediyorduk.
Aslında köylerle birlikte pazar yerleri de kapanıyor.
Köylerle birlikte esnaf da kapanıyor.
Köylerle birlikte üretim de azalıyor.
Bir zincir gibi birbirine bağlı bütün halkalar kopuyor.
Bir köyde bir aile eksildiğinde sadece bir ev kapanmıyor.
Bir bakkal müşteri kaybediyor.
Bir pazar hareketini kaybediyor.
Bir kahve sohbetini kaybediyor.
Bir mahalle nefesini kaybediyor.
Aslında Türkiye’nin birçok yerinde aynı süreç yaşanıyor.
Çözüm Hâlâ Mümkün
Ben umutsuz değilim.
Çünkü bunu yıllarca yaşayarak gördüm.
İnsanımız köyünü seviyor.
Toprağını seviyor.
Memleketini seviyor.
Yeter ki bir öncü olsun.
Yeter ki bir teşvik olsun.
Yeter ki insanlar yalnız bırakılmasın.
Biz bunu yıllar önce Taşköprü Derneği’nde yaptığımız organizasyonlarda gördük.
İnsanlar yıllar sonra köylerine geri döndü.
Evlerini açtı.
Kapılarını tamir etti.
Bacalarını tüttürdü.
Demek ki hâlâ umut var.

Anadolu’nun Yeniden Ayağa Kalkması Lazım
Devletimizin artık köyleri sadece nüfus olarak değil, stratejik olarak da değerlendirmesi gerekiyor.
Çünkü köy demek üretim demektir.
Köy demek güvenlik demektir.
Köy demek tarım demektir.
Köy demek hayvancılık demektir.
Köy demek geleceğimiz demektir.
İstanbul artık taşıyor.
Anadolu ise boşalıyor.
Bu denge yeniden kurulmalı.
Belki bir günde olmaz.
Belki bir yılda da olmaz.
Ama bugünden başlanırsa on yıl sonra bambaşka bir Türkiye görebiliriz.
Çünkü köyler yalnızca geçmişimiz değildir.
Geleceğimizdir de.
Ben hâlâ inanıyorum.
Bir gün yeniden Çiftlik Pazar Yeri’nin canlanacağına…
Bir gün yeniden çocuk seslerinin yükseleceğine…
Bir gün yeniden insanların birbirine “Hoş geldin” diye sarılacağına…
Çünkü Anadolu hâlâ orada duruyor.
Sadece yeniden ayağa kalkmayı bekliyor.
Bir sonraki yazım “Köyler Boşalırsa Türkiye Kaybeder.” eğitim sisteminden, köye dönüşe, tarımdan mesleklerin kaybolmasına kadar bir çok yaraya parmak basmaya çalışacağım inşallah
Selam ve dua ile…
Ertuğrul Köse
