Köyler Boşalırsa Türkiye Kaybeder: Mesele Bir Ev Değil, Anadolu’nun Geleceğidir 5
Bir zamanlar çocuk sesleriyle dolan, bacaları tüten Anadolunun çoğu köyleri bugün sessizleşiyor. Köylerin boşalması yalnızca bir nüfus sorunu değil, Türkiye’nin geleceğini ilgilendiren büyük bir mesele aslında.

Bir süredir karınca kararınca çocukluğumuzu, köylerimizi, hatıralarımızı ve kaybetmeye başladığımız değerlerimizi anlatmaya çalışıyorum.
Aslında bunlar sadece birer anı değil.
Bir uyarıdır.
Bir çağrıdır.
Bir duadır.
Bir neslin sessiz çığlığıdır.
Bu yazı dizisine başlarken “Selimgilin yani bizim köydeki ev bu yıl kapalı” demiştik.
Birçok hemşehrimiz hatta başka memleketli dostlarımız bu cümlede kendisini buldu.
Çünkü mesele Selimgilin yani bizim ev değildi.
Mesele Anadolu’nun dört bir yanında kapanan binlerce kapıydı.
Mesele yıllardır sessizce gözümüzün önünde yaşanan büyük değişimdi.
Bir Zamanlar Hayat Köylerde Başlar, Köylerde Devam Ederdi
Bizim çocukluğumuzda köyler hayatın merkezindeydi.
Her evde üretim vardı.
Her evde bereket vardı.
Her evde çocuk sesi vardı.
İnsanlar birbirini tanırdı.
Komşuluk vardı.
Yardımlaşma vardı.
İmece vardı.
Hayvancılık vardı.
Tarım vardı.
Bir güven duygusu vardı.
İnsanlar kapılarını kilitlemezdi.
Birisinin başına bir şey geldiğinde bütün köy seferber olurdu. İnanın bizim Hocaköyü 8 mahalleden oluşuyordu. Sağırosmangil mahallesi erken yani bizim çocukluğumuzda sönmüştü maalesef. Bizim mahalle yani Yayla’da sadece 5 ev vardı. 2-3 tane önce sönmüştü, biri de bizim çocukluğumuzda bizle ortak olan ev vardı o söndü sonuçta kaldık sadece dört ev, ama her evde 7-8 kişi vardı. Şimdi Hocaköyü genel nüfusu kadardı. Yaz kış herkes işini görürdü ama hastalanan olunca veya işini yapamayan olursa özellikle harman yerinde hepimiz o evin harmanında toplanır imece oluverirdik. Hem de bazen böyükler dargın olmasına rağmen…
Çünkü köyler sadece yerleşim alanı değildi.
Bir yaşam kültürüydü.
Bir okuldu.
Bir aileydi.

Bugün En Büyük Tehlike Sessizce İlerliyor
Köyler bir anda boşalmadı.
Yavaş yavaş boşaldı.
Önce karakollar, sağlık ocakları ve okullar kapandı.
Sonra çocuk sesleri azaldı.
Sonra yaşlılar yalnız kaldı.
Bir kişi rahmetli oldu.
Bir kişi hastalandı.
Bir aile köye gidemedi.
Bir kapı kapandı.
Sonra bir tane daha kapandı.
Sonra bir tane daha…
Bugün geldiğimiz noktada birçok köyümüz sessizlikle mücadele ediyor.
Ben 1973 doğumluyum.
Çevremizdeki köylere baktığımız zaman kendi akranlarımızı görüyoruz.
1970 doğumlular, 1973 doğumlular, 1975 hadi bilemedin 1980 doğumlular var.
Ama sonrasında büyük bir boşluk var.
Çünkü çocuklarımız artık köyde büyümüyor.
Şehirlerde büyüyor.
Hayatlarını şehirlerde kuruyor.
Köylerle bağları her geçen gün biraz daha zayıflıyor.

Eğitim Sistemi de Bu Gerçeğin Bir Parçası
Eskiden her ailede dört beş çocuk olurdu.
Genellikle bir çocuk okumaya devam ederdi.
Birisi meslek öğrenirdi.
Birisi çırak olurdu.
İkisi veya en az biri mutlaka köyde aile işlerini sürdürürdü.
Biz dört kardeştik sadece ben okula devam etmiştim. Şimdi benim 3 çocuk var hepsi Üniversite okudu veya okumaya devam ediyor.
Eskiden hayat dengeli ilerlerdi.
Bugün ise herkes aynı yola yönlendiriliyor.
Çocuk altı yaşında köyden ayrılıyor.
On iki yıllık zorunlu eğitim başlıyor.
Ardından üniversite geliyor.
Hazırlık sınıfı geliyor.
Askerlik geliyor.
Derken 23-24 yaşına gelmiş bir genç ortaya çıkıyor.
Peki o genç tekrar köye dönüp hayvancılık yapar mı?
Elbette çok zor.
Çünkü hayatla olan bağı artık şehirde kurulmuş oluyor.
İşte burada ciddi bir planlamaya ihtiyaç var.

Köyler Sadece Geçmişimiz Değil, Geleceğimizdir
Bugün dünyanın en büyük meselelerinden biri gıda güvenliği.
Tarım stratejik hale geliyor.
Hayvancılık stratejik hale geliyor.
Doğal üretim stratejik hale geliyor.
Biz ise yıllardır elimizdeki en büyük gücü sessizce kaybediyoruz.
Köyler sadece geçmişi anlatan nostaljik yerler değildir.
Köyler gelecektir.
Köyler üretimdir.
Köyler güvenliktir.
Köyler Anadolu’nun nefesidir.
Köylü de bu memleketin gönüllü askeridir.
Ormanı korur.
Dağı korur.
Suyu korur. Bakın bizim çocukluğumuzda her yerde su vardı. O sulara insanlar su içsin diye pöyre, hayvanlar su içsin diye oluk yapılırdı. Köyün neresind gidersek gidelim mutlaka şarıl şarıl su gelirdi. Şimdi o suların yerlerinde yeller esiyor, hepsi kaybolmuş durumda.
Köylü Toprağı korur.
Memleketi korur.

Devletimizin Yeni Bir Köy Seferberliği Başlatması Gerekiyor
Bugün artık köylere dönüş meselesi ciddi bir devlet politikası haline gelmelidir.
Bu sadece bir özlem meselesi değildir.
Bir kalkınma meselesidir.
Yollar yapılmalı.
Sular getirilmeli.
Üretim desteklenmeli.
Genç ailelere teşvik verilmeli.
Emekli olmak isteyen vatandaşlara yeni modeller sunulmalı ve köye teşvik edilmelidir.
Köylerde küçük üretim merkezleri kurulmalı.
Bölgesel kalkınma projeleri desteklenmeli.
Anadolu yeniden ayağa kaldırılmalı.
Çünkü İstanbul daha fazla yük kaldıramıyor.
Anadolu ise yeniden nefes bekliyor.

Bu Yazı Dizisi Bir Veda Değil
Bu yazı dizisi bir son değil.
Bir başlangıç ve dua olsun istiyorum.
Belki yıllardır gitmediğimiz köyümüze bir gün gideriz.
Belki kapalı duran evimizin kapısını yeniden açarız.
Belki çocuklarımızı yanımıza alıp onlara çocukluğumuzu gösteririz.
Belki yeniden bir çay demleriz.
Belki yeniden tarhana kaynar.
Belki yeniden çocuk sesleri harmanlara karışır.
İnsan umudunu kaybetmemeli.
Çünkü umut varsa köy de yaşar.
Köy yaşarsa Anadolu yaşar.
Anadolu yaşarsa Türkiye yaşar.
Ve bu yazı dizisinin başında söylediğimiz o cümleyi, bir gün hep birlikte değiştirebiliriz.
“Selimgilin evi kapalı…” yerine…
“Selimgilin evi yine açık… Çayı da demlenmiş…” diyebilelim.
İnşallah…
Not: Aslında bu yazı şimdilik son yazı olacaktı ama yazılara yapılan yorumlarda en çok dikkatimi çeken ortak duygu şu oldu:
Kimse köyünü unutmamış. İnsanlar sadece köylerinden uzaklaşmış. Gelen yorumlar ve mesajlar üzerine bir iki yazı daha çıkar diye düşünüyorum. İlginize ve alakanıza teşekkürler.
Selam ve dua ile…