Prof. Dr. Necmeddin Erbakan’ın Öğrettiği: Lideri Büyüten Koltuk Değil, Yol Arkadaşlarıdır
Erbakan Hoca’yı anlamak, onunla yürüyen insanları da anlamaktır. Bugün özlediğimiz, bir liderle birlikte siyasete güven ve samimiyet katan bir kadrodur.

Necmettin Erbakan ve yol arkadaşları üzerinden liderlik, siyasi ahlak, liyakat ve Milli Görüş’ün kadro anlayışına dair bir değerlendirme yapmak istedim.
Sadece Erbakan’ı Değil, Yanındaki İnsanları da Arıyoruz
Bir lider nasıl olmalı? Güçlü konuşmalı, kararlı davranmalı, geleceği görebilmeli… Elbette. Fakat bütün bunların yanında, çoğu zaman gözden kaçırdığımız başka bir ölçü daha var: Yanında kimler bulunmalı?
Çünkü bir lideri tanımak için yalnızca söylediklerine bakılmaz. Birlikte yürüdüğü insanlara, sorumluluk verdiği isimlere ve o insanların hayat karşısındaki duruşlarına da bakılır. Liderin karakteri, biraz da kurduğu kadroda görünür.
Efsane Başbakan Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ı düşündüğümde zihnimde yalnızca kürsüde konuşan bir siyasetçi canlanmıyor. Onun yanında yıllarca emek veren, farklı kabiliyetleriyle bir hareketi ayakta tutan insanlar da beliriyor.
Evet bugün Erbakan Hoca’yı arıyoruz. Ama aslında onunla birlikte, çevresindeki o güven veren insanları da arıyoruz.
Erbakan’ı anlamak, yol arkadaşlarını anlamaktır
Milli Görüş hareketi, tek bir kişinin omuzlarında büyümedi. Erbakan Hoca’nın fikri, kararlılığı ve liderliği etrafında şekillenen bu yürüyüşün güçlü bir insan birikimi vardı.
Süleyman Arif Emre, Recai Kutan, Oğuzhan Asiltürk, Lütfi Doğan, Cevat Ayhan, Şevket Kazan, Ahmet Tekdal, Temel Karamollaoğlu, Yasin Hatipoğlu, Fehim Adak, Fethullah Erbaş, Prof. Dr. Arif Ersoy ve Prof. Dr. Oya Akgönenç…
Her biri farklı bir tecrübenin, farklı bir kabiliyetin temsilcisiydi. Hukuk, mühendislik, ilim, diplomasi, teşkilatçılık ve yerel yönetim… Bir hareketin ihtiyaç duyduğu pek çok birikim, bu kadro içinde karşılık buluyordu.
Benim hafızamda bu isimleri birbirine bağlayan ortak çizgi, siyaseti bir sorumluluk olarak görmeleriydi. Makamın ağırlığını taşıyor, yol arkadaşlığının hukukunu gözetiyorlardı.
Aralarında farklı düşünenler, farklı üsluplara sahip olanlar elbette vardı. Zaten güçlü bir kadro, birbirinin aynısı insanlardan kurulmaz. Asıl mesele, farklılıkları ortak bir amaç etrafında buluşturabilmektir. Erbakan Hoca’nın liderlik kabiliyeti, burada da kendisini gösteriyordu.

Makamın büyüttüğü değil, makama değer katan insanlar
Bu kadronun içinde bakanlık yapanlar, milletvekilliği görevinde bulunanlar, belediye yönetenler vardı. Fakat benim için onları kıymetli kılan, kartvizitlerinde yazan unvanlardan önce, o görevleri nasıl taşıdıklarıdır.
Recai Kutan’ın sakinliğini ve güven veren üslubunu hatırlıyorum. Süleyman Arif Emre’nin hukuk birikimini, Şevket Kazan’ın mücadele hafızasını ve yaşananları kayda geçirme gayretini düşünüyorum. Ahmet Tekdal’ın teşkilat içindeki yerini, Fehim Adak’ın hizmet anlayışını anıyorum.
Cevat Ayhan’ın Bakanlıkta ve Sakarya’da bıraktığı hatıralar da bu çerçevede anlam kazanıyor. Prof. Dr. Arif Ersoy’un Çorum Belediye Başkanlığı ve düşünce dünyasına katkıları, aynı insan birikiminin başka bir yüzünü gösteriyor.
Temel Karamollaoğlu’nun tecrübesi, Lütfi Doğan Hoca’nın ilmi ve Oya Akgönenç’in akademik birikimiyle dış politika perspektifi de bu tablonun parçalarıdır.
Bu isimleri anarken insanın aklına şu soru geliyor: Bir siyasi görevden geriye ne kalır? Bir bina, bir proje, bir konuşma kalabilir. Fakat insanların zihninde oluşan güven, hepsinden daha uzun ömürlüdür. Yıllar sonra bir ismin hâlâ saygıyla anılması, siyasetin en değerli kazanımlarından biridir.

Bir evin kapısında anlatılan siyasi ahlak
Oğuzhan Asiltürk hakkında hafızamda kalan bir hatıra, bu yazının meselesini tek başına anlatmaya yeter.
İçişleri Bakanlığı ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı görevlerinde bulunmuş bir siyasetçiden söz ediyoruz. Buna rağmen, taziye ziyaretinde oğlu Murat Asiltürk’ün babasının milletvekili bile olmadan önce aldığı evden son yolculuğuna uğurlandığını şükürle anlatması, bizi derinden etkilemişti.
Ben o sözde bir evin hikâyesinden fazlasını duydum. Bir evladın, babasının hayatına duyduğu güveni duydum.
Makamın Gölgesinde Değil, Aile Terbiyesiyle Büyüyen Evlatlar
Peki, Oğuzhan Asiltürk’ün, Recai Kutan’ın, Cevat Ayhan’ın, Yasin Hatipoğlu’nun, Şevket Kazan’ın, Lütfi Doğan’ın, Süleyman Arif Emre’nin ve diğer büyüklerimizin çocukları, aileleri yok muydu? Elbette vardı. Benim hafızamda onların ailelerini değerli kılan, babalarının siyasi nüfuzuyla öne çıkmak yerine kendi hayatlarını ve sorumluluklarını taşımalarıydı. Güçlü aile terbiyesi, babalarına duydukları hürmet ve davaya gösterdikleri saygı, bu duruşun temeliydi.
Bir bakanın, milletvekilinin veya belediye başkanının evladı olmak, beraberinde o ismin itibarını koruma sorumluluğunu da getiriyordu. Biz onları, babalarının makamından yararlanma yarışıyla hatırlamıyoruz. Aksine, ailelerinin adına ve yol arkadaşlarının emeğine gösterdikleri özenle anıyoruz. Siyasi ahlakın aile içinde de karşılık bulması, bir hareketin güvenini nesiller boyunca taşıyan en kıymetli değerlerden biridir.
Elbette siyasetçilerin de aileleri, çocukları, meslekleri ve geçim ihtiyaçları vardır. Kimsenin ailesinin bulunması, ticaret yapması veya kendi mesleğinde ilerlemesi başlı başına mesele değildir. Mesele, kamu görevinin aile için ayrıcalık kapısına dönüşüp dönüşmediğidir.
Dr. Murat Asiltürk’ü düşündüğümde de benim için önemli olan, bir siyasetçinin oğlu olmanın ötesinde, kendi mesleğiyle anılmasıdır. Evladına bırakılan en kıymetli miraslardan biri, babasının adı anıldığında başını rahatça kaldırabilmesidir.
Bu nedenle o taziye hatırası zihnimde kaldı. Siyasi ahlak bazen uzun konuşmalardan daha güçlü biçimde, bir evin kapısında söylenen birkaç cümlede görünür.

Güven, Meclisten Anadolu’nun ilçelerine uzanıyordu
Yasin Hatipoğlu’nun Meclis Başkanvekilliğini düşündüğümde, benim hafızamda adalet ve güven duygusu öne çıkıyor. Farklı siyasi görüşlerden insanların da bir yöneticinin hakkaniyetine güvenebilmesi, büyük bir değerdir.
Fethullah Erbaş ise benim hatıralarımda insanlara ulaşan, verilen sorumluluk için yola çıkan bir isimdir. Onun anlattığı Mısır temasları ve kaçırılan askerlerin serbest bırakılmasına yönelik girişimleri, siyasetin insan hayatına dokunan tarafını hatırlatır.
Taşköprü İmam Hatip’te öğrenciyken bu isimlerden bazıları bizleri ziyaret etmişti. Bir büyüğün gelip öğrencilerle konuşması, onları dinlemesi, hatırlarını sorması… Bugün küçük görünen bu temaslar, gençlerin hayatında derin izler bırakabiliyor.

Üstelik bu anlayış Ankara’yla sınırlı değildi. İnegöl’deki Halil İbrahim Çamlıdere amcamız, Konya’dan Ali Güneri ve Bahattin Kocak amcamız, Feyzullah Gümüştekin, Hasan Kaymak, Mürsel Başer ve nice isimsiz emektarlar vardı. İl ve ilçelerde hareketin yükünü taşıyan, çevresinde güven oluşturan insanlar bulunuyordu.
Bir teşkilatı büyüten, merkezdeki karar kadar taşradaki samimiyettir. Liderin o insanları ziyaret etmesi, emeklerini görmesi ve gönüllerine dokunmasıdır. İnsan, değer verildiğini hissettiği yerde sorumluluğuna daha sıkı sarılır. Kalıcı bağlılık da böyle oluşur.

Bugünün siyasetine kalan asıl soru
Bugün siyasete baktığımda, liderlerin çevresinde aynı ölçüde belirgin, sorumluluk taşıyan ve toplumda güven uyandıran kadrolara duyulan ihtiyacı görüyorum.
Liderin sözüne kulak veriyoruz; fakat yanında kimlerin bulunduğunu da sormalıyız. O insanlar hangi birikimi taşıyor? Gerektiğinde doğruyu söyleyebiliyor mu? Görev aldıklarında toplumun güvenini artırıyor mu?
Güçlü bir lider, güçlü yol arkadaşları yetiştirir. Yetki verir, dinler, farklı kabiliyetlere alan açar. Bir hareketin geleceğini de bu insan birikimi hazırlar.
Ben bir Milli Görüşçü olarak bu büyüklerimizi anarken, öncelikle bize bıraktıkları güven duygusunu hatırlıyorum. Kendi tanıklığımda, onları siyaseti ciddiyetle taşıyan insanlar olarak görüyorum.
Vefat edenlere rahmet, hayatta olanlara sağlık diliyorum. Verdikleri emek için Allah hepsinden razı olsun.
Erbakan Hoca’yı anlamaya çalışırken, onun yanında yürüyen insanları da hatırlamak gerekiyor. Çünkü bugün eksikliğini hissettiğimiz şey, o yol arkadaşlığının ahlakıdır. Allah’a şükürler olsun ki hiç birimizi mahcup edecek, boynumuzu büktürecek ve utandıracak bir şey yapmadan gerçek aleme göçtüler. Mekanları cennet olsun.
Makamların gelip geçtiği bir dünyada, insanın ardından kalan güven kadar kıymetli ne olabilir?
Selam ve dua ile..
Ertuğrul Köse

