enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
17,9331
EURO
18,4099
ALTIN
1.039,38
BIST
2.864,25
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kastamonu
Yağmurlu
30°C
Kastamonu
30°C
Yağmurlu
Pazar Yağmurlu
27°C
Pazartesi Açık
28°C
Salı Az Bulutlu
28°C
Çarşamba Az Bulutlu
28°C

    İki Şehit Babası Kastamonu İnebolulu Hüsnü Amcanın Yürek Yakan Evlat Hikayesi

    İki oğlu Balkan harbi sırasında Çanakkale’de şehit düşen okuma yazma bilmeyen Hüsnü amca üçüncü oğlu için yayılan bir dedikodu yüzünden yaşadığı zor durum ve mahkemede çıkan acı gerçek…

    İki Şehit Babası Kastamonu İnebolulu Hüsnü Amcanın Yürek Yakan Evlat Hikayesi
    10 Nisan 2022 10:59
    A+
    A-

    En çok şehit veren şehirlerin başında gelen Kastamonu’ya ve Yiğit İnebolu’ya yakışan ve tüylerimizi diken diken eden ve gözyaşlarına boğan muhteşem bir hikaye…

    İşte İnebolulu Hüsnü amcanın hikayesi…

    Salona eli bağlı üç kişi getirildi, sanık sırasına oturtuldular.

    Mahkeme başkanı Saruhan Mebusu Mustafa Necati, sanıklardan en yaşlısına, ihtiyar köylüye sordu.

    Baba Adın ne?

    Dinleyicilerde bir ferahlama görüldü.

    Demek bu ihtiyarın suçu ötekilerden daha hafifti. Bu yüzden ilk yargılanıyordu.
    İhtiyar ayağa kalktı.

    Hüsnü

    Baba adı ?

    Ramazan

    Nerelisin ?

    İnebolu’nun Çatal bucağından.

    Baba, sen askerden kaçan oğlunu evinde saklamış, bir asker kaçağına yataklık etmişsin!

    Tövbe de Reis bey tövbe!

    Ben tövbe dedim, sen ne dersin ?

    İhtiyar köylü Hüsnü amca başkanın üstelemesinden sıkılmıştı.

    Elini koynuna sokup yıpranmış, buruşuk iki tomar kağıt çıkardı kürsüye doğru salladı:

    Reis Bey, Reis Bey!..

    Şu kafa kağıtlarının içini okusan bana dediğinden utanırsın!..

    Neden ?

    Bu kağıtlar Balkan Harbin’de ve Çanakkalede şehit düşen oğullarımın nüfus kağıtlarıdır.
    İki arslanını millet için şehit veren baba, üçüncü oğlunu bu ölüm dirim savaşında bir kahbe gibi gizlemez Reis Bey!

    Salonda çıt yoktu.

    Mahkeme üyeleri birbirlerinin yüzüne baktılar.

    Şaşkındılar. İhtiyar birden yamalı mintanını yırttı. Çıplak, ak kıllı göğsü dışarı fırladı.

    Hele gel Reis Bey, yakın gel de şu kalbura dönmüş göğsüme bak!

    Bu gördüğün yaraları Makedonya’da Bulgar çeteleri ile döğüşürken aldım.

    Sekiz yıl askerliğim var benim. Kurşun yarasına yara demem.

    Şehit arslanlarımın yarasıdır bağrımı delen.

    Benim oğlum askerden kaçsa bile ben saklamam. Bunu böyle bil !

    Mustafa Necati Bey sıkıntısını gizleyemeyerek sordu:

    Peki baba. Oğlunu en son ne zaman, nerede gördün ?

    En son ilk kar düştüğünde gördüm. Aha şurada, Kastamonu askerlik şubesinin önünde. Ankaraya selametlerken…

    Sonra hiç haber almadın mı?”

    İhtiyar duraladı.

    Bu soruyu beklemediği belliydi. Kuşkulu gözlerle dinleyicilerden yana baktı.

    Orada birilerinden, birilerinin bir şeyler söylemesinden korkuyordu sanki.

    Kararsızdı.

    Bir süre sağına soluna baktı.
    Sonra tükenmiş bir sesle başkana döndü:

    Diyecem diyecem, emme o itin ipini de ben çekecem!
    Başkan gün görmüş geçirmiş bir tavırla sordu:

    Anlat bakalım baba !

    Askerin bazısı kandırılmış, başıbozuk olmuş dediler.
    Askerden kaçanları ortalıkta görmüyorduk, emme kulağımıza geliyordu.
    Kaçaklar yakalanırım korkusuna evine ocağına gelmezmiş.

    Kimi dağa çıkıp eşkiyalık edermiş. Kimi de bir kıyıya siner mektup yazıp evden para istermiş.

    Bir ay önce bana da bir mektup geldi. Muhtar getirdi.
    Hah dedim, oğlan askerden kaçtı para ister.
    Benim okumam yazmam yok.
    Utancımdan kimseye okutamadım.

    Muhtar her önüne gelene demiş bana mektup geldiğini.
    Ele güne bakamaz oldum.
    Dünyaya kahrettim eve kapandım.

    İhtiyar eğildi, bağlı elleriyle yün çorabının arasından katlanmış bir kağıt çıkardı.
    Aha mektup bu!.. Alın okuyun.
    Nerdeyim diyorsa gidin yakalayın.
    Asarken de ipini bana çektirin!

    Mahkeme başkanı Mustafa Necati kağıdı açtı, okudu.
    Birden yerinden fırladı, ağlayarak kürsüden indi. İhtiyarın önüne geldi.
    Boğuk sesiyle hıçkırdı:
    Baba bizi bağışla. Küçük oğlun da İnönü’de şehit düşmüş. Sana gelen mektup askerlik şubesinin şehitlik ilmuhaberiymiş.
    İhtiyar elini öpmek isteyen Mustafa Necati Beyi durdurdu:

    VATAN SAĞ OLSUN!..

    SİZ ASLANLARIM SAĞ OLUN!…

    İhtiyar sessizce ağlamaya başladı.
    Çıplak ak kıllı göğsü körük gibi inip kalkıyor, kırışık yanaklarından süzülen gözyaşları sakallarının içinde kayboluyordu.

    Vatan hainliği suçlamasından kurtulduğuna mı ağlıyordu, son oğlunu da yitirdiğine mi?
    İşte bunu kimse anlayamadı zaten anlaşılmasıda imkansızdı…

    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.