enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp

Aşıklı Sultan’ın Asırlara Direnen Sırrı: Kastamonu’nun Kalbinde Yatan Gizemli Komutan

Kastamonu’nun Honsalar Mahallesi’nde bulunan Aşıklı Sultan Türbesi, Selçuklu dönemine uzanan tarihi, gizemli rivayetleri ve manevi atmosferiyle şehrin en önemli kültürel miraslarından biri olarak öne çıkıyor.

Aşıklı Sultan’ın Asırlara Direnen Sırrı: Kastamonu’nun Kalbinde Yatan Gizemli Komutan
22 Haziran 2026 10:56 | Son Güncellenme: 22 Haziran 2026 11:58
A+
A-

Kastamonu’nun tarihi dokusunu oluşturan en önemli manevi yapılardan biri olan Aşıklı Sultan Türbesi, Selçuklu döneminden günümüze uzanan sırları, efsaneleri ve bilinmeyen yönleriyle dikkat çekiyor. Yüzyıllardır ziyaretçilerini ağırlayan türbe, şehrin hafızasını yaşatmaya devam ediyor.

Kastamonu’nun Sessiz Tanığı: Aşıklı Sultan Türbesi Yüzyıllardır Gizemini Koruyor

Kastamonu, yüzlerce yıllık tarihi boyunca sayısız medeniyete ev sahipliği yapmış, her sokağında ayrı bir hikâye saklayan kadim şehirlerden biri olarak dikkat çekiyor. Bu hikâyelerin en dikkat çekici duraklarından biri ise Honsalar Mahallesi’nde bulunan Aşıklı Sultan Türbesi oluyor.

Çınar Sokak ile Kümbet Sokak’ın kesişim noktasında yer alan ve asırlardır ayakta kalmayı başaran türbe, yalnızca mimarisiyle değil, aynı zamanda taşıdığı manevi değer ve hakkında anlatılan rivayetlerle de Kastamonu’nun en önemli kültürel mirasları arasında gösteriliyor.

Yapılış tarihi kesin olarak bilinmese de mimari özellikleri, yapının Selçuklu dönemine ait olduğuna işaret ediyor. Uzmanlar, bu tür anıtsal mezarların genellikle dönemin sultanları, devlet adamları ve komutanları adına inşa edildiğini belirtiyor.

Selçuklu Mimarisinin Kastamonu’daki Sessiz Temsilcisi

Aşıklı Sultan Türbesi iki katlı bir yapı olarak dikkat çekiyor. Kesme taş ve moloz taş kullanılarak inşa edilen eser, döneminin mimari anlayışını günümüze taşıyan nadir yapılardan biri olarak kabul ediliyor.

Türbenin doğu cephesine sonradan 3,50 metreye 5,20 metre ölçülerinde bir bölüm eklendiği biliniyor. Bu bölüm içerisinde mihrap bulunması, yapının geçmişte ibadet amacıyla da kullanıldığı ihtimalini güçlendiriyor.

Esas yapının üst kısmına ön cephede bulunan çift taraflı taş merdivenlerle ulaşılıyor. Burada ziyaretçileri büyük ve yuvarlak bir kemer karşılıyor. Geometrik desenler ve silme kornişlerle süslenen yapı, Selçuklu sanatının sade ancak etkileyici izlerini taşıyor.

Zaman içerisinde çeşitli restorasyonlar geçiren türbenin çatısı bugün sac ile kaplı durumda bulunuyor.

Kastamonu’nun Fetih Komutanı mıydı?

Aşıklı Sultan hakkında kesin tarihi bilgiler bulunmasa da halk arasında anlatılan rivayetler oldukça güçlü bir hafızaya sahip.

En yaygın anlatımlardan birine göre Aşıklı Sultan, Kastamonu’nun fethi sırasında görev yapan Türk ordusunun komutanlarından biri olarak kabul ediliyor.

Bugün Kale Kapısı olarak anılan bölgede şiddetli çatışmalar yaşandığı ve komutanın burada şehit düştüğü ifade ediliyor. Daha sonra onun adına türbe inşa edilerek hatırası yaşatılıyor.

Bu anlatılar her ne kadar resmi belgelerle doğrulanmasa da Kastamonu halkının yüzyıllardır aktardığı sözlü tarih açısından büyük önem taşıyor.

Şehrin kültürel hafızasında Aşıklı Sultan yalnızca bir komutan değil, aynı zamanda bir manevi koruyucu olarak da kabul ediliyor.

“Yanık Evliya” Efsanesi Dilden Dile Aktarılıyor

Türbenin en dikkat çekici hikâyelerinden biri ise yangın rivayeti oluyor.

Anlatılanlara göre dönemin valisi bir gece uykusundan gizemli bir sesle uyanıyor.

“Ben yanıyorum, kalk yangını söndür.”

Bu nida üzerine harekete geçen görevliler türbeye ulaştıklarında gerçekten de yapının alevler içerisinde olduğunu görüyorlar.

Yangın kısa sürede söndürülüyor ancak Aşıklı Sultan’ın ayak kısmının zarar gördüğü belirtiliyor.

Bugün bile camekan içerisinde bulunan ayak bölümündeki yanık izlerinin ve türbe duvarlarında görülen kararmaların bu olayın izleri olduğuna inanılıyor.

Bu nedenle türbe, halk arasında uzun yıllardır “Yanık Evliya” adıyla da anılıyor.

Her ne kadar bu olay bilimsel olarak kanıtlanmasa da Kastamonu’nun manevi kültürünün önemli bir parçası olmayı sürdürüyor.

Türbede Yatan İsimler ve Bilinmeyen Sandukalar

Türbe içerisinde toplam beş adet ahşap sanduka bulunuyor.

Rivayetlere göre ilk sandukada adı bilinmeyen bir şehit, ikinci sandukada Mağripli Mehmed Ağa, üçüncü sandukada ise Aşıklı Sultan yer alıyor.

Diğer iki sandukanın ise kime ait olduğu bilinmiyor.

Aşıklı Sultan’ın bugünkü adını alış biçimi de oldukça ilginç.

Sandukanın camekanlı kısmından ayak bileklerinin aşık kemiğine kadar görülebiliyor olması nedeniyle halk arasında “Aşıklı Sultan” adı kullanılmaya başlanıyor.

Ancak gerçek kimliğine dair herhangi bir resmi belge bulunmuyor.

Bu durum, türbenin gizemini daha da artırıyor.

Tarihi Belgeler Mağripli Mehmet Efendi’yi İşaret Ediyor

Türbeye ilişkin önemli bilgiler Osmanlı arşiv belgelerinde de yer alıyor.

1214/1799 tarihli bir buyrultuda Mağripli Mehmed Efendi’nin bölgede bulunan bir tekkenin kurucu şeyhi olduğu belirtiliyor.

Ayrıca 1341 tarihli belgelerde geçen “Aşıklısultan nam-ı diğer Mağribî Mehmet Efendi Vakfı” ifadesi, burada geçmişte aktif bir vakıf yapısının bulunduğunu ortaya koyuyor.

Şer’iye sicillerinde ise bu tekkede ihtiyaç sahiplerine yemek dağıtıldığı ve belirli gecelerde zikir yapıldığı kayıt altına alınmış durumda.

Bu bilgiler, türbenin yalnızca bir mezar yapısı olmadığını, aynı zamanda sosyal dayanışmanın merkezlerinden biri olduğunu gösteriyor.

Kastamonu’nun Kültürel Hafızası Korunuyor

1979 yılında gerçekleştirilen restorasyon çalışmalarıyla türbenin çevresindeki yapılar kamulaştırılarak alan genişletildi ve eser daha görünür hale getirildi.

Türbenin kuzey bölümündeki bahçede yer alan mezar taşları ise geçmişin sessiz tanıkları olarak dikkat çekiyor.

Bugün Aşıklı Sultan Türbesi; tarih, mimari, kültür ve maneviyatı aynı noktada buluşturan önemli değerlerden biri olmayı sürdürüyor.

Her yıl yüzlerce ziyaretçi, sadece dua etmek için değil, Kastamonu’nun asırlar öncesine uzanan hikâyesine dokunabilmek için de bu tarihi yapının kapısını aralıyor.

Kastamonu Haber ekibimizden Ertuğrul Köse’nin derlediği bilgiler doğrultusunda hazırlanan bu çalışma, şehrin unutulmaması gereken kültürel miraslarından birinin gelecek nesillere aktarılmasının önemini bir kez daha gözler önüne seriyor.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.