Çocukluğumuzun Üniversitesi Köydü: Köy Üniversitesinde Okumanın Ayrıcalıkları 3
Gaz lambası ışığında ders çalışan, okula odun taşıyan, radyodan maç dinleyen bir neslin hikâyesi… Köy hayatının çocuklara öğrettiği unutulmaz hayat dersleri. Geçen iki yazımızda kapanan köy kapılarını, sessizleşen mahalleleri ve bacası tüten evlerin birer birer nasıl söndüğünü anlatmıştık.

İlk iki yazıyı okumak isteyenler için linklerini buraya bırakıyorum.
Hocaköyü Yayla Selimgilin Evi Bu Yıl Kapalı: Bir Köy Kapısı Daha Sessizliğe Büründü (1)
Bacası Tüten Evlerden Bacası Sönen Köylere 2
Bugün ise biraz daha geriye gidiyoruz.
Çocukluğumuza…
Aslında bizim neslin çocukluğu ile bugünün çocukluğu arasında sadece yıllar değil, bambaşka bir hayat anlayışı var.
Bizim çocukluğumuzun üniversitesi köydü.
Hayatı okuldan önce köyde öğrenirdik.
Sorumluluğu köyde öğrenirdik.
Paylaşmayı köyde öğrenirdik.
Üretmeyi köyde öğrenirdik.
Sabretmeyi köyde öğrenirdik.

Okula Giderken Sadece Çanta Taşımazdık
Bugün çocuklar servislerle okula gidiyor.
Biz ise Yayla Mahallesi’nden Hoca Köyü’ne yaklaşık üç kilometre yürüyerek gider gelirdik.
Kar demeden, yağmur demeden, çamur demeden…
Üstelik yalnızca çantamızı taşımazdık.
Kış günlerinde okula odun da götürürdük.
Çünkü okulun sobası bizim sobamızdı.
Sınıfın ısınması için odun gerekiyordu.
Okulun temizliği gerekiyordu.
Bazen sobayı yakardık.
Bazen temizliğini yapardık.
Bugün düşününce aslında okulda sadece ders öğrenmiyormuşuz.
Sorumluluk öğreniyormuşuz.

Radyo Bizim Dünyaya Açılan Penceremizdi
Köyümüzde elektrik yoktu.
Dolayısıyla televizyon da yoktu.
Ama radyomuz vardı.
Benim elimden radyo hiç düşmezdi.
Maçları radyodan dinlerdim.
Türküler Geçidi’ni dinlerdim.
Çocuk tiyatrolarını dinlerdim.
Akşam olunca radyonun başında toplanılırdı.
Babam ise ajans saatlerinde mutlaka radyoyu eline alırdı.
Haberleri kaçırmazdı.
Aslında bugün düşündüğümde o küçük radyolar bize dünyayı öğretiyordu.
Belki televizyonumuz yoktu ama hayal gücümüz vardı.
Belki ekranımız yoktu ama sohbetimiz vardı.

Gaz Lambasının Işığında Kurulan Hayaller
Elektrik olmayan yılların çocuklarıydık.
Akşamları gaz lambası yanardı.
O lambanın ışığında ders çalışırdık.
Masallar dinlerdik.
Büyüklerimizin anlattığı hikâyeleri dinlerdik.
Bugün çocukların elinde tabletler, telefonlar var.
Ama bazen düşünüyorum da…
Gaz lambasının etrafında kurulan sohbetlerin sıcaklığını hiçbir ekran veremiyor.
Çünkü o yıllarda insanlar birbirine daha yakındı.
Aynı sofrada otururduk.
Aynı hikâyeleri dinlerdik.
Aynı heyecanları paylaşırdık.

Pazara Yürüyerek Giderdik
Pazar günleri bizim için ayrı bir heyecandı.
Çiftlik Pazar Yeri’ne tam 5 km yürüyerek giderdik.
Elimizde sepetler olurdu.
Yumurtalarımızı götürürdük.
Satar, küçük harçlıklarımızı çıkarırdık.
Dönüşte bazen küçük bir alışveriş yapılırdı. Oyuncak olarak mantar tabancası, traktör, top ve su tabancası alırdık çünkü başka oyuncak yoktu.

Bazen bir gofretin ve bisküvi bile büyük mutluluk sebebiydi.
Bugün market raflarında yüzlerce ürün var.
Ama o günlerde alınan açık bir gofretin ve paket bisküvinin verdiği mutluluğu bugünün çocuklarına anlatmak zor.
Çünkü yokluk içinde kıymet bilmeyi öğrenmiştik.

Hayatın İçinde Büyüyorduk
Biz çocukken sadece oyun oynamazdık.
Hayvan otlatırdık.
Su taşırdık.
Odun taşırdık.
Tarlaya giderdik.
İneklerin, koyunların, kuzuların içinde büyürdük.
Her hayvanın bir adı vardı.
Onlarla konuşurduk.
Onları ailemizden biri gibi görürdük.
Doğayı tanırdık.
Otları tanırdık. Ebem sürekli ot toplar yıkar ve ter ekmeğe sarar yerdi. Bizde alışmıştık. Şimdi arıyoruz ama bir kuş ekmeği bile toplayıp yiyemiyoruz.
Elicek, Koçak, Fıstı, Geyik, Gelümcük vb. mantarları toplardık.
Kuşları tanırdık.
Bugün doğal yaşam diye anlatılan birçok şeyi biz günlük hayatın içinde yaşıyorduk.

Harman Yerleri Bizim Stadyumlarımızdı
Akşamları harmanlarda toplanırdık.
Futbol oynardık.
Mahalleler arasında maçlar yapardık.
Bazen maça giremeyenler küserdi.
Çünkü çocuk çoktu.
Hayat vardı.
Ses vardı.
Neşe vardı.
Bugün aynı harman yerlerine gidiyorum.
Top oynadığımız yerlerde otlar büyümüş.
Ağaçlar yükselmiş.
Ama çocuk sesleri eksilmiş.
İşte insanın içini burkan da bu.

Çocukluğumuzun En Büyük Kazancı
Bugün dönüp baktığımda köyde geçen yılların bana kazandırdığı en önemli şeyin diploma olmadığını görüyorum.
Hayat tecrübesiydi.
Çalışmanın kıymetini öğrendik.
Paylaşmanın kıymetini öğrendik.
Komşuluğun kıymetini öğrendik.
Üretmenin kıymetini öğrendik.
Belki çok zengin değildik.
Ama çok zengin hatıralarımız vardı.
Bugün hâlâ o günleri konuşabiliyorsak, hâlâ gözlerimiz doluyorsa sebebi budur.
Çünkü bizim çocukluğumuzun üniversitesi köydü.
Ve o üniversitenin verdiği diplomayı hiçbir okul veremezdi.
Bir sonraki yazımızda, bir zamanlar dört otobüsün kalktığı, çevre köylerin buluşma noktası olan Çiftlik Pazar Yeri’nin neden sessizleştiğini ve köy ekonomisinin nasıl değiştiğini anlatmaya çalışacağım inşallah
Selam dua ile…
Ertuğrul Köse