enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp

    Köyde Öküz ve Manda Nasıl Nallanır? (Yaşanmış Efsane Köy Hikayeleri)

    Çocukluğumuz elektriğin, suyun, teknolojinin olmadığı bir köyde geçmişti ama hatıraları, hikayeleri ve anıları dolu doluydu. Elimden geldikçe o günlere dair hatıraları yazmaya çalışıyorum. Hatta Gaffaroğlu ile tarihe not düşmek ve de bir kişiyi daha harekete geçirebilmek adına yazmaya çalışıyoruz. Yazmak isteyenlere de her zaman kapımız açık bilesiniz…

    Köyde Öküz ve Manda Nasıl Nallanır? (Yaşanmış Efsane Köy Hikayeleri)

    Efsane Köy Hikayeleri, Öküz nasıl nallanır? Öküz arabası nedir? Kağnı nasıl yürür? Köy hikayeleri

    SORGUNCUKTAN KOCA MUHTAR VE HATIPLARIN KAMİL

      Hocaköyü Sorguncuk mah. Koca Muhtarın oğlu Kamil Aslım ve ailesi çok ilginç ve unutulmaz bir aileydi. Koca Muhtar (irbehem) ve eşi Zeynep nine odunu sırtına alır eşeğe biner ve köye o şekilde giderdi.

    Bende muziplik olsun diye hayvanı kuşluktan köye getirirken hep sırtıma odunu yükler eşeğe biner Zeynep nineyi taklit ederdim.

    Sorguncuktan Hatıplar ailesi çok misafirperver bir aileydi. Evleri adeta han gibiydi. Sofraları orta yerden hiç kalkmazdı. Bir nevi köy kahvanesi gibiydi.

    Köylünün de, yolcunun da karnı hep hatıplarda doyardı. Sanki ev değil otel gibiydi. Hiç boş kalmazdı. Yatmaya gelenler mi dersin, yoldan geçenler mi dersin o eve uğramadan kimse gitmezdi veya gidemezdi. Eve girmeyeni adeta döverlerdi desem doğru söylemiş olurum. Bir bardak ayran olsun, bir bardak çay olsun içmeyen yoktur. Kökten misafiri çok severlermiş. Sorguncuka nereden giriş yaparsanız yapın birde bakmışsınız hatıplar da yemek veya katmerli çörek yiyorsunuzdur..

    Koca Kamil emmi birde öküz ve kömüş nallardı. Bu resmi görünce aklıma hemen o geldi. Babamla öküzleri alır giderdik sorguncuğa… Haber vermeden giderdik telefon yok bir şey yok. Ya bir kerede işim var bugün yapamam de hayatta böyle bir şey olmadı. İki eli kanda olsa o öküzleri mutlaka nallardı. Ve paranın adı bile geçmezdi…

    Ekip sağlamdı tek kişilik ordu Akkuş emmi öküzü veya kömüşü bağlar, evirir çevirir ve hooop hayvan sırtı üstü yerde yatıyor. O an bir curcuna kopardı, boyunduruğu ver, urganı bağla, düğüm at, tekme atar uzak dur derken Kamil emmi eline aletleri çoktan hazırlamış ve ayakları yontmaya başlardı bile… Hey gidi günler heyyy

    Kamil emminin bir özelliği daha vardı. Sünnetçi ile beraber gezerdi. Kaçan çocuğu bir şekilde ikna eder ve yakalardı. Beni de kandırmış ve yakalamıştı ama küfürü de yemişti tabii…

    Ailede Kamil emminin kardeşi Bayram emmi erken yaşlarda vefat etmişti. Birde biz ilkokula giderken aynı sınıfta okuduğumuz Ayten Aslım iki çay kavuşuğunda köprü derken ağaçtan tabi ki geçmeye çalışırken sele kapılmış ve tüm uğraşlara rağmen boğulmuştu. Yıl 1983 veya 84 olabilir. Bende Sorguncaktaydım. Koca Muhtar beni bizim köye haber vermem için gönderdi. O acılı anında çay geçip güneye çıkana kadar kadar beni takip etmiş. Güneyde görünce tamam demiş. O cenazenin köye gelişi çok dramatik olmuştu. Traktör üzerinde gerçekten de acı bir olay, herkes ağlıyor, herkes bağırıyordu. Sele kapılan Ayten henüz 10-12 yaşlarında idi..

    Küçük Kamil’de yakın zamanda rahmeti rahmana kavuştu, Cennet teyze ve kızları ile devam eden aileye uzun ömürler dilerken bu vesile ile aileden ahirete göçen Koca Muhtar, Zeynep nine, Bayram emmi ve Kamil emmi, Hanife teyze, Ayten ve Küçük Kamil’i de hatırlamış olalım.

    İNCE KAZIM EMMİ: KAYNIYOR KAYNIYOROOOR

    Köyümüz Yayla mah. nam-ı değer ince Kazım ve Sorguncuktan Koca Muhtarın kızı Saadet nine…

    İnce Kazım emmi ve Saadet nine telefonun olmadığı dönemde düdükle iletişim kurabiliyorlardı. Kazım emmi koyunun yanında nerde olursa olsun düdüğü öttürdü mü çok geçmeden Saadet nine hemen “ne diyoooon hortluuu” diye cevabı verirdi.

    İki oğlu Zekeriya ve Cemil ama Camil derlerdi. Erkenden gurbete geldikleri için yalnızlardı. Çocukluğumuzda çobanlığa beraber giderdik. Yalnız bırakmazdık. Kıran- Sorguncuk ve Yayla mah. gençleri olarak padoz vb . işlerinde yardım ederdik.
    Kazım emmide elektrik yokken bile aküyle çalışan televizyon vardı ve bizlerde seyretmeye giderdik.

    Ses kaydı da yapan teypte devamlı keloğlanı dinlerdik. motorsiklet vb. ilginç şeyleri köye getiren de Kazım emmiydi.

    Sohbeti boldu, çayı çok severdi. Yoldan geçene de köylüye de “KAYNIYOR KAYNIYOOR” diye mutlaka çaya davet ederdi. Misafir çevirmeyi çok severdi, komşuya gelen misafirleri bile götürmeye çalışırdı. Motor, televizyon, elektrik vb. şeylerin arızası için devamlı bizi çağırırdı, iki kuvanlığı ve arısı da vardı, o balın tadı hala damağımda.. Sahanda yumurta pişittirir mutlaka ikram ederdi. Saadet ninenin katmerli çöreği de hiç eksik olmazdı. Tıpkı hatıplar gibi.

    Hem koyun hem hayvanları hatta bir ara kömüş bile vardı, Kazım emmi Atı çok severdi. Saadet nine; Ev işlerine bakacak zamanı olmamasına rağmen her yere yetişirdi. Sorguncuğa gitmesi gelmesi bir olurdu. Hatta Olucağın kaşına gitse Sorguncuktan mutlaka haber getirirdi.

    Bir yaz döneminde biz harmanın üstünde deste toplarken Kazım emmilerde köyün karşı tarafında Kıran’dan gelen yolun altında üç ahlatlar denen yerde deste topluyorlardı. Akşam üstüydü ve belki de son arabalara, araba derken öküz arabasına haa, deste yığıyorduk. Güneş yavaş yavaş Kazım emmilerin üstünden doğru batmaya doğru hareket ediyordu. Onlar köyü karşıdan görüyorlardı. Güneş arka taraflarında kalıyordu. Biz ise köye daha yakındık ama biraz kuytuda kalıyorduk.

    YANGIN VAR YANGINI VAR YANIYORUZ

    Birden üç ahlatlar tarafından bir çığlık koptu adeta, Kazım emmi, Saadet nine ve gelinleri Türkan yenge ferhat figan “Ev yanıyor Turul yetişiiiiiin” diye bas bağırıyorlardı. Biz ise şaşkın şaşkın köye doğru bakıyor ne ateş ne duman görebiliyorduk. Ama gene de can havliyle köye doğru koşmaya başlamışken bu kez aynı yerden evin yanmadığı bilgisi geldi. Tam işimize koyulmuşken bu kez gelin Türkan yenge bas bağırmaya başladı. Turuuuul koş ev yanıyor yanıyor…

    Her zaman Kaynıyor kaynıyoor diye bağıranlar bu kez yanıyor yanıyor diye bağırıyorlardı. Turul dedikleri benim, gene can havliyle yokuşa doğru koşmaya başladık ama neye niye koştuğumuzu da çok da bilmiyorduk. Çünkü biz yangın falan göremiyorduk. İyi ki köye yakın bir yerdeymişiz, yorulsak ta çabucak gelebilmiştik. Türkan yenge hala bağırıyor. O bağırtı hala kulaklarımda; Turuuuul sandığı kurtar sandığı kurtar, tabi ne varsa sandıkta artık.

    Kapının önüne vardım ama kapı kilitli, ama ben hala yangın göremiyorum nedense, evin üst tarafında aşağı yukarı inem bir cam vardı. Açıkmıydı yoksa ben mi açtım bilmiyorum o camdan kendimi içeriye attım ama hala yangın falan göremiyordum. Bizim evden tarafta onların karşıdan gördüğü odalarına girdim gene ne ateş, ne duman vardı. Koşmaktan çok harlamıştım ama ateşi görmeyecek kadar değildi elbette.. İğne arar gibi yangın arıyordum. Acı gerçeği az sonra anladık..

    Sobanın üstüne kırmızı büyük bir leğen koymuşlar, güneş batmaya yakın, camdan o leğenin üstüne vurunca daha da kızarmış ve karşı taraftan bakınca ateş gibi görünmüş hepsine, bizim açı farklı olunca ne camı, ne leğeni göremiyorduk. Onların yangın diye bizi hok hokuya kuydukları şey güneşin leğene vurmasıymış meğer.

    Gülsek mi ağlasak mı bilemedik tabi…

    Yalnız o sandıkta ne vardı hep merak etmiştim. Geçenlerde bir düğünde Türkan yengeyi görünce sordum ve o meşhur sandıkta ne olduğunu sorup öğrendim. 40 adet altın varmış. Çeyrek mi, Cumhuriyet mi, Ata mı onu da sormadım işte..

    İnce Kazım emmi çok ince düşünürdü, enteresan bir büyüğümüzdü. Eskiler hepsi çok farklı idi. Onun içinde unutulmuyorlar.

    Tüm ölen köylülerimize Allah rahmet eylesin, hepsinin mekanları cennet olsun

    Not: Son deprem gösterdi ki ne olur köylerimize sahip çıkalım. Atadan, babadan kalan evlerimizi mutlaka onaralım. Ki hem hatıralarımız yeşersin hem de yaşanabilecek bir sıkıntıda gidecek bir yerimiz olsun. İnşallah bir daha böylesi felaketler yaşamayız ama biz gene de tedbirli davranalım. Allah’a emanet olun.

    Yorumlar
    1. Sebahattin Aktaş dedi ki:

      Güzel bir anlatım yapmışsınız. Beni o günlere götürdünüz için teşekkür ederim. Akıcı bir anlatım. ( Turul dediklerğ benim,)

    2. Sebahattin Aktaş dedi ki:

      İyi günler Ertuğrul. Hikayeni okudum. Hatıpları iyi anlatmışsın da yardım yönlerine çok az değinmişsin. Bizim o bölgenin en iyi mandaları (kömüşleri) onlarda olurdu. Herkesin ağır işinde onlar ileri çıkardı. Bizim evin yapılmasında merhum İbrahim amca omzunda kömüşlerin boyunduruğu, önünde kömüşler Olucak’ın yokuşunu o vaziyette çıkarak yardıma gelirdi. Kömüşlerin boyunduruğu çok ağır olduğu gibi birde kalın koşu zinciri vardı. Gene başka bir tanık olduğum olay: Değirmenin yenilenmesi gerekiyordu. Bizim değirmenin oluğu onun kömüşleri sayesinde dikildi. Taşları uzak bir yerden getirilirken gene o kömüşler vardı. Değirmenin başına aşağı araba inerken ben çok korkmuştum. Yol yok, dik kayalık bir yer. Önünde İbrahim amca. Sofrasında ki ekmeği esirgemeyen Hatıpoğulları canlarını, mallarına esirgemezlerdi. Bizim oraya kalınkise’den gelmişler; amcam çok iyi anlatırdı. O’ndan yararlanmadık. Çok bilgileri vardı. Bizim sülalenin nerelerden geldiğini, Sorkuncuk tan Kırana nasıl çıktıklarını anlatmasını isteksiz gibi dinlerdik. Şimdiki aklım olsa bütün konuşmalarının notlarını tutardım. Kamil’in hanımı Hanife hala babamın öz halasının kızı. İyiler her zaman anılır anlatılır. Kötüler unutulur. Genç nesillere bu konularda bilgi verecek ne bir insanımız kaldı nede yazılı bir kaynak. Gençlerimiz geçmişini bilmeli. Aile tarihini, ülkenin tarihini iyi bilmeli. Atatürk şöyle diyor: “Tarihini bilmeyen milletler yok olurlar. ” Geçip gidenleri saygı ve hasretle anıyorum.
      Böyle anıları yazdığın için sizi kutlarım. Başarılar dilerim. Selamlar, saygılar.

      1. Ertuğrul Köse dedi ki:

        Hocam tabi anlatmaya çalışsamda unuttuğumda oluyor. Başta sizden ve tüm hemşehrilerimizden geçmişlerimiz ve köylerimizle ilgili anılarını yazmasını ümit ediyor ve bekliyoruz. İlginiz ve alakanız ve de katkınız için çok ama çok teşekkürler.

    3. Anonim dedi ki:

      Sevgili Ertuğrul KÖSE; Yazılarınızı takip eder, keyfle ve gururla okurum.
      Köyünüzü, köylülerinizi, o güzel yaşanmışlıkları bu güne taşıyor olmanız benim gibi birçok takipçinizi ve hemşehrilerinizi
      de
      eminim mutlu ediyordur.
      En son; Sorguncuk mah. den Hatıplar yani benim öz amcam olan İbrahim Aslım ve ailesi ile ilgili yazınız ve sonrası yorumlar dan onur duydum.
      İbrahim ASLIM,
      Kalınkese, Hatıp mah.den Halil efendinin altı evladının en büyüğüdür.
      Ben, Ortanca kardeşi olan Raşit çavuş un oğluyum.
      Adımı sorarsanız, dedem HALİL, amcam İBRAHİM.
      Gururla isimlerini taşıdığım Halil İbrahim Aslım.
      Size çok teşekkür ediyorum.
      İnşaallah biraraya gelir, atalarımla ilgili bende size bilgiler aktarırım.
      Kaleminize, yüreğinize sağlık.
      Allah a emanet olunuz.

      1. Ertuğrul Köse dedi ki:

        Değerli İbrahim abi; Öncelikle güzel düşünceleriniz in çok teşekkür ederim. Samimi Duygularınızı telefonda da söylemiş ve bizi de duygulandırmıştınız. Elimden geldikçe tarihe bir not tutmak adına yazmaya gayret ediyoruz. Sizlerin destekleri ve bu samimi duygularınız bizleri motive ettiğini ve sorumluluk yüklediğini de belirtmek isterim. Mevlam sağlık, sıhhat, afiyet ve uzun ömürler dilerim.