enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
18,5929
EURO
18,4815
ALTIN
1.029,89
BIST
3.510,25
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kastamonu
Az Bulutlu
17°C
Kastamonu
17°C
Az Bulutlu
Cuma Hafif Yağmurlu
14°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
14°C
Pazar Az Bulutlu
16°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
18°C

    Büyük Bir âlim ve Mutasavvıf Muhammed İhsan Oğuz kimdir

    Muhammed İhsan Oğuz, Türk âlim ve mutasavvıftır. Büyük bir âlim ve mutasavvıf olan Muhammed İhsan Oğuz Beyefendi; 27 Ramazan 1304 Hicrî, 19 Haziran 1887 Mîlâdî tarihinde Kastamonu’da dünyaya gelmiştir. Babasının adı Atâullah, annesinin adı Hâcer’dir.

    Büyük Bir âlim ve Mutasavvıf Muhammed İhsan Oğuz kimdir
    26 Ekim 2021 07:51
    A+
    A-

    Kastamonu‘lu Ünlüler

    Büyük Bir âlim ve Mutasavvıf Muhammed İhsan Oğuz; 19 Haziran 1887’de Kastamonu’da doğdu. Hattatlar diye bilinen bir aileye mensup olduğu için “Hattatzâde” lakabıyla tanındı. İlk tahsilini Deveci Sultan ve Yârabcı Hoca mahalle mekteplerinde gördükten sonra Kastamonu İdâdîsi’ni ve Askerî Rüşdiyesi’ni, ardından Ziyâiyye Medresesi’ni bitirdi. Bu medresenin müderrislerinden eniştesi Ahmed Ziyâeddin Efendi’den ayrıca özel dersler aldı. Onun genç yaşta vefatı üzerine çalışmalarını tek başına sürdürerek çeşitli ilimlerde derinleşti. Posta ve Telgraf İdaresi’nde memuriyet hayatına başladı. Bir ara Galatasaray Mekteb-i Sultânîsi’nde kâtiplik, askerî rüşdiyede hüsn-i hat ve Türkçe öğretmenliği yaptı. Askerî rüşdiyenin kapanmasından sonra tekrar Posta ve Telgraf İdaresi’ne geçti; burada muhabere memurluğundan başmüdürlüğe kadar çeşitli kademelerde görev yaptı ve 1938’de emekliye ayrıldı. Muhammet İhsan Oğuz 3 Ağustos 1991’de vefat etti ve Kastamonu’da defnedildi.

    Muhammet İhsan, tasavvufî eğitim sürecini ve şeyhlerini Ârifler Silsilesi ile Tasavvuf Yolunda Mânevî Cihad isimli eserlerinde ayrıntılı biçimde anlatmıştır. On iki yaşında iken Ahmed Ziyâeddin’in babası, Ziyâiyye Medresesi müderrislerinden Nakşibendiyye şeyhi Hâce Muhammed Evliya’ya (Muhammed Hulûsi Efendi) intisap eden Oğuz, babasının da şeyhi olan bu zatın hac için gittiği Mekke’de 1902’de vefatına kadar üç yıl hizmetinde bulundu. Daha sonra Bursa Orhangazi’de oturan Nakşibendî şeyhi Şerefeddin Efendi’ye mürid oldu. Bu zatın da vefatı üzerine Nakşibendî olduğu söylenen bir başka şeyhe bağlandı. Birkaç yıl sonra bu zatın şeyhliğe ehil olmadığını anlayarak ondan ayrıldı. Ganîzâde diye bilinen Tosyalı Nakşibendiyye şeyhi Mehmed Sâdık Efendi’ye intisap etti, ancak bu zat da altı ay sonra vefat etti. 1917 yılının mevlid kandilinde rüyasında kendisine Seyyid Ahmed Kürdî yazılı bir levha gösterildiğini ve onun kutbü’l-aktâb olduğunun belirtildiğini söyleyen Muhammed İhsan araştırmaları neticesinde bu zatın aslen Bağdatlı olan, Hâlid el-Bağdâdî’nin halifelerinden Ali es-Sebtî’nin yanında yetiştiğini, Çapakçur’da (Bingöl) doğduğu için “Çapakçurî” ve “Kürdî”, Hz. Hüseyin neslinden geldiği için “Hüseynî” lakabıyla anıldığını ve Harput’ta yaşadığını öğrendiğini, 1918’de rüyasını da kaydedip gönderdiği mektubuna bir yıl sonra cevap geldiğini, bu tarihten vefat ettiği 1921 yılına kadar yazdığı mektuplara şeyhinin dokuz adet mektupla cevap verdiğini, bunlarda kaydedilen zikir tarifleri vasıtasıyla yüz yüze hiç görüşmeden seyrüsülûkü tamamladığını söyler (mektuplar ve icâzetnâmeler için bk. Tasavvuf Yolunda Mânevî Cihad, s. 31-97, 186-238). Muhammet İhsan, Seyyid Ahmed Kürdî’nin vefatının ardından kutbü’l-gavs olarak tanımladığı Seyyid Muhammed Mestûr el-Üveysî’nin sohbetlerine katılarak kısa zamanda ondan da hilâfet aldığını, İmâm-ı Rabbânî’nin neslinden Muhammed Ma‘sûm Müceddidî’den istifade edip onun bütün mânevî birikimini tevarüs ettiğini, son olarak da “yedinci mürşidim” dediği Hz. Peygamber’in ruhaniyeti vasıtasıyla 1941 yılından itibaren eğitildiğini ve bu tarihten sonra diğer bütün şeyhlerle irtibatının kesildiğini kaydetmektedir (Ârifler Silsilesi, IV, 209-229).

    Muhammet İhsan Oğuz’un intisap ettiği şeyhlerden Şerefeddin Efendi ile icâzet aldığı Seyyid Ahmed Kürdî’nin tarikat silsileleri Nakşibendiyye-Hâlidiyye’nin kurucusu Hâlid el-Bağdâdî üzerinden, diğerleri ise Hâlid el-Bağdâdî’nin yer almadığı farklı silsilelerle Nakşibendiyye-Müceddidiyye’nin kurucusu İmâm-ı Rabbânî’ye ulaşmaktadır (silsileler için bk. a.g.e., VI, 210-227). Tarîkat-ı Nakşibendiyye-i Müceddidiyye-i Ahseniyye (Tarîkat-ı Ahseniyye) adını verdiği tarikatın kurucusu olduğunu söyleyen Oğuz, 1972 yılında kaleme aldığı Mufassal Mezheb-i Selef ve Mülahhas Mezheb-i Selef isimli eserlerinde Selefiyye mezhebiyle ilgili kaydettiği esasların aynı zamanda Ahseniyye tarikatının da temelini oluşturduğunu belirtir. Oğuz ayrıca 1983’te Nakşibendiyye-Müceddidiyye’nin evrâd ve ezkârında bazı değişiklikler yapmış ve bunu tarikatın evrâdı olarak belirlemiştir. Selefiyye’yi “sahâbenin, tâbiînin ve ilk üç asırda yetişen müctehid imamların yoluna girenler” diye tarif eden Oğuz, Mâtürîdiyye mezhebini Eş‘ariyye’ye göre Selefiyye’ye daha yakın bulmaktadır. Oğuz, Selefiyye mezhebini en üstün yol olarak benimsemekle birlikte İbn Teymiyye ile İbn Kayyim el-Cevziyye’yi mutaassıp diye nitelendirip iyi niyetten yoksun olduklarını ileri sürmüş, İnsandaki Cüz’î İrâde adlı eserini onların bazı yanlış inanç ve tutumlarına işaret etmek amacıyla kaleme aldığını söylemiştir.

    Oğuz’un el aldığı bütün silsileler İmâm-ı Rabbânî’ye ulaştığı halde özellikle Muâviye b. Ebû Süfyân konusunda onun görüşlerine katılmadığı, böylece Nakşibendî-Müceddidî geleneğinin dışına çıktığı görülmektedir. Saâdet Anahtarı isimli eserinde (s. 268, 276-277) Muâviye ve taraftarlarının yaptıklarını sadece “ictihad hatası” olarak değerlendirmenin doğru olamayacağını belirten ve Muâviye hakkında ağır ifadeler kullanan Oğuz’un bu yaklaşımını, dönemin bir başka Nakşibendî şeyhi Ilgazlı Hacı Baba diye bilinen Ahmed Abduşoğlu Miftâhu’ş-şekāve adıyla yazdığı eserde sert bir şekilde eleştirmiştir (Abdulkadiroğlu, s. 93-94). Oğuz ise bu husustaki görüşünü diğer bazı eserlerinde dile getirmeye devam etmiş, ayrıca kendisini eleştirenlere cevap vermiştir.

    Muhammet İhsan Oğuz, İmâm-ı Rabbânî’nin temellendirdiği vahdet-i şühûd görüşünü vahdet-i vücûd anlayışını benimseyenlere karşı ısrarla savunmuş, 1919 yılında vahdet-i vücûd konusunu ortaya koymayı hedefleyen İslâm Tasavvufunda Vahdet-i Vücûd isimli eserini yazmıştır (İstanbul 1995). Ertesi yıl vahdet-i vücûdu savunan Ahmet Avni Konuk’la aralarında karşılıklı yazdıkları mektuplar çerçevesinde ciddi tartışmalar meydana gelmiştir. Beşi Oğuz’a, dördü Konuk’a ait olan mektuplar, Bayram Kusursuz tarafından İstanbul Belediyesi Atatürk Kitaplığı’ndaki nüsha (Osman Ergin, nr. 1813) esas alınarak hazırlanan yüksek lisans tezinde yeni harflere aktarılmış ve değerlendirilmiştir (2003, MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü).

    Eserleri. Muhammet İhsan Oğuz çalışmalarının bir listesini Ârifler Silsilesi adlı kitabının son cildinde kaydetmiştir (IV, 185-190, 391-396). Bu listede Türkçe doksan beş eser bulunmaktadır. Bunların çoğu tasavvuf, kelâm, fıkıh, tarih meselelerini ve önemli mutasavvıfların biyografilerini ihtiva etmekle birlikte demokrasi, cumhuriyet, banka muameleleri vb. güncel konuları ele aldığı çalışmaları da vardır. Birçok eseri yeni harflere aktarılıp sadeleştirilerek yayımlanmıştır. Belli başlı eserleri şunlardır: 1. Ârifler Silsilesi (Silsiletü’l-ârifîn tezkiretü’s-sıddîkîn) (I-IV, İstanbul 1996-2003). Mensup olduğu Nakşibendiyye silsilesinde yer alan kendisiyle birlikte otuz üç zatın hayatını ve Nakşibendiyye tarikatı prensiplerini anlatır. 2. Muhammed İhsan Oğuz’dan Mektuplar (I-II, İstanbul 1994). Oğuz’un müridlerine ve bazı âlimlere yazdığı dinî tasavvufî nitelikteki mektuplardan 210 tanesini içerir. Mektupların kimlere yazıldığı belirtilmemiştir. 3. Tasavvufun Öncüleri 12 Büyük Velî (İstanbul 1994, 1997). 4. İslâm Düşüncesinde 7 Önemli Konu (İstanbul 1996). Fıkıh, kelâm ve tasavvufla ilgili bazı meseleler üzerinde durulmuştur. 5. İslâm’da Kazâ ve Kader. Eser, sonuna müellifin Mülahhas Kitabü’l-kazâ ve’l-kader isimli küçük hacimli risâlesi de eklenerek yayımlanmıştır (İstanbul 1994). 6. Şeriat-Tarîkat Kavramları Zikir ve Tasavvuf Yolları. Müellifin Nûru’l-îzah adlı eseriyle Mebâhis-i Zikr ve Selâsil-i Turuk-ı Aliyye-i İslâmiyye isimli eserlerinin bir arada basılmış şeklidir (İstanbul 1997). 7. Saâdet Anahtarı (İstanbul 1999). Eserde dinin mahiyeti, insanların dine olan ihtiyacı, inanç, amel ve ahlâk konuları üzerinde durulmuştur. 8. Dünya ve Âhiret Hayatı (İstanbul 1994). 9. İslâm’da Mübarek Günler ve Geceler (İstanbul 1994). Oğuz’un çeşitli zamanlarda yazdığı küçük risâlelerden meydana gelmiştir. 10. Mufassal Mezheb-i Selef: Selefiyye Mezhebi İlk Müslümanları Örnek Alma Yolu (İstanbul 2005).

    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.