Taşköprü Muhalefet Partilerine Soru: Köyler Size Ne Kadar Yakın?
Taşköprü Kirazcık köyü Oruçlar Mahallesi’nde yaşanan ev çökmesi yalnızca bizim planlarını değiştirmedi; yerel siyasete bakışımı da yeniden sorgulamama neden oldu. İktidar temsilcileri köye gelip geçmiş olsun dileklerini iletirken, Saadet Partisi dışındaki muhalefet temsilcilerinden en azından bir telefon bekledim. Peki siyaset, vatandaşın zor gününde köy yoluna ne kadar düşüyor?

Taşköprü’de 5 kişinin yaralandığı ev çökmesinin ardından iktidar ve muhalefetin köylerle ilişkisini sorgulayıp; yerel ve ulusal basının saha refleksine dikkat çekmek istiyorum.
Taşköprü’de yaklaşık 15 günlük bir ziyaretimiz vardı.
Aslında bu süre içerisinde farklı planlar yapmıştım. Köyleri gezecek, insanlarla konuşacak, yıllardır söyleşi yapmak istediğim isimlerle bir araya gelecektim.
Bizi yetiştiren Hocaköyü İlköğretim Okulu öğretmenlerimizden Lütfullah Ekim Hocam ve Çiftlik Pazaryeri İlkokulu öğretmeni Mustafa Çelik Hoca ile söyleşi yapmayı düşünüyordum. Görüşeceğim başka isimler de vardı.
Hatta başlamıştım da…
Fakat bazen insan plan yapıyor, hayat birkaç saniye içerisinde bütün programı değiştiriyor.
Kayınpederimin Taşköprü Kirazcık köyü Oruçlar Mahallesi’ndeki evinin çökmesiyle bizim için hayat bir anda bambaşka bir noktaya geldi.
Evde beş kişi vardı. Ev çöktü, ardından yangın çıktı. Beş kişi enkazdan yaralı olarak kurtarıldı. AFAD, sağlık, itfaiye ve jandarma ekipleri olay yerine sevk edildi. 29 Ağustos 2026’daki olay ulusal haber ajanslarının yayınlarına da yansıdı.
Çok şükür daha büyük bir acı yaşamadık.
Fakat bu olay bana Taşköprü siyasetini de başka bir gözle izleme fırsatı verdi.

Önce Gelenleri de Söylemek Gerekir
Ben Taşköprü siyasetini dönem dönem takip ederim.
Kim köye gidiyor, kim vatandaşla iletişim kuruyor, kim sorun dinliyor; elimden geldiğince gözlemlemeye çalışırım.
Geçmişte AK Parti İlçe Başkanlığı yapan Hüsnü Yılmaz abinin özellikle köylülerle güçlü bir iletişimi olduğunu hatırlıyorum. Esnaflığı nedeniyle zaten köylüyle iç içeydi. İnsanlar yolunu, suyunu, köyündeki problemini anlatabiliyordu.
Sonraki bazı dönemlerde bu iletişimin zayıfladığını düşündüğüm zamanlar oldu.
Son dönemde ise AK Parti Taşköprü İlçe Başkanı Tuncay Kendiroğlu’nun köylere gitmeye ve sahada olmaya çalışması dikkatimi çekiyordu.
Bizim yaşadığımız olayın ardından Ak Parti İlçe Başkanı Tuncay Kendiroğlu, Kastamonu Milletvekili Halil Uluay ve eski ilçe başkanı ve Meclis üyesi Hüsnü Yılmaz abi köyümüze kadar geldiler. Uzun yıllar sonra Ak Parti Taşköprü ilçe başkanı sadece belli köylere değil, tüm köylere ziyarete gidiyor, köylülerle dertleşiyor. Tuncay başkan bu şekilde devam etmesi hatta temposunu biraz daha artırması gerekiyor. Gördüğüm kadarıyla o heyecan var Tuncay beyde..

Önce çöken evi gördüler, daha sonra bizim bulunduğumuz eve gelerek geçmiş olsun dileklerini ilettiler.
İl Genel Meclisi Üyesi Bayram Özsoy da gelmeyi planlamıştı ancak ani gelişen programı nedeniyle gelemedi; telefonla arayarak geçmiş olsun dileğinde bulundu.
Bunları neden söylüyorum?
İktidarı övmek için değil.
Bir eksiklik gördüğümüzde nasıl yazıyorsak, yapılan bir ziyareti de görmezden gelmemek gerekir.
Ben davranışa bakıyorum.
Çünkü siyaset belki yukarıdan yönetilir ama aşağıdan çalışılır.
Makamda toplantı yapabilirsiniz, Ankara’da karar alabilirsiniz; fakat köylünün hayatını gerçekten görmek istiyorsanız köy yoluna çıkmanız gerekir.

Peki Muhalefet Köy Yolunun Neresinde?
Tam burada muhalefet açısından da kendime bazı sorular sordum.
Biz gazeteciler iktidarı eleştiriyoruz.
Yol yapılmadığında yazıyoruz.
Su olmadığında yazıyoruz.
Hizmet geciktiğinde soruyoruz.
Tapu, imar, köyde ev yapma problemi olduğunda gündeme taşıyoruz.
Zaten iktidar icra makamıdır; yaptıkları kadar yapmadıkları da konuşulur.
Fakat aynı zamanda şu soruyu da sorabilmeliyiz:
Muhalefetin sahadaki görevi nedir?
Sadece açıklama yapmak mı?
İktidarı eleştirmek mi?
Yoksa bir köyde sıkıntı olduğunda o köye gidip meseleyi yerinde görmek de muhalefetin görevinin bir parçası mı?
Bizim yaşadığımız olayda Saadet Partisi Tosya İlçe Başkanı Ali Kuru köyümüze kadar gelerek geçmiş olsun dileğini iletti. Saadet Partisi Kastamonu İl Başkanı Kadir Yalçın da telefonla aradı.

Onların hakkını da teslim etmek gerekir.
Fakat benim kişisel olarak dikkatimi çeken nokta, diğer bazı muhalefet temsilcilerinden ne bir ziyaret ne de en azından bir telefon gelmiş olmasıydı.
Burada meseleyi yalnızca bizim ailemiz üzerinden değerlendirmiyorum.
Asıl sorum şu:
Taşköprü’nün herhangi bir köyünde yangın çıktığında, ev çöktüğünde, büyük bir kaza olduğunda veya vatandaş ciddi bir mağduriyet yaşadığında siyasi partilerin ilçe teşkilatları ne kadar haberdar oluyor?
Gidiyorlar mı?
Arıyorlar mı?
Soruyorlar mı?
Çünkü muhalefet köye gitmezse o köyün yolunu nasıl görecek?
Su sıkıntısını nasıl öğrenecek?
Tapu problemini kimden dinleyecek?
İktidarın görmediğini görmek, çözülmeyeni gündeme getirmek ve takibini yapmak muhalefetin demokratik işlevlerinden biridir.
Taşköprü’nün 126 köyü sadece bir sayı değildir.
Yol, su, tarım, hayvancılık, tapu, internet, ulaşım, yangın, düğün ve cenaze demektir.
Kısacası hayat demektir.
Bu nedenle Taşköprü’de siyaset yapmak isteyen herkesin yolu bir şekilde bu 126 köyden geçmeli.

Haberciler Geldiyse Siyasetin de Düşünmesi Gereken Bir Şey Var
Ve en sonunda basının hakkını da teslim etmek istiyorum. Köylerde bir olay olduğunda; ambulans, itfaiye veya afat arandığında, tüm habercilerin haberi olmuş oluyor. İşte siyasi partilerde böyle olmalıdır.
Bizim olayımız meydana geldiğinde yerel gazeteciler ve ulusal ajansların Kastamonu’daki temsilcileri harekete geçti.
İhlas Haber Ajansı olayı haberleştirdi. Demirören Haber Ajansı haberleştirdi. Anadolu Ajansı üzerinden haber farklı ulusal yayınlara taşındı.
Ben olayın TRT ekranlarında da yer aldığını gördüm.
Anadolu Ajansı’ndan Semih Yüksel de Kastamonu’dan kalkıp köye geldi. Semih kardeşim işini severek ve heyecanla yapan, Kastamonu sevdalısı bir kardeşimiz.

Semih kardeşimi daha önceden tanıyordum ancak yüz yüze görüşmek nasip olmamıştı. Aslında Taşköprü ziyaretimde görüşmek istediğim insanlardan biriydi. Nasip böyle bir olay vesilesiyleymiş.
Burada dikkat çekmek istediğim şey şu:
Gazeteci yola çıkarken olayın ne kadar büyük olduğunu her zaman bilmiyor.
Ama gidiyor.
Kilometre hesabı yapmadan gidiyor.
Yangınsa gidiyor.
Kazaysa gidiyor.
Ev çökmüşse gidiyor.
Yerinde görüyor, soruyor, araştırıyor ve kamuoyuna aktarıyor.
İşte yerel ve ulusal basında çalışan meslektaşlarımızın bu saha refleksini takdir etmek gerekir.
Ve bu durum siyasete de güzel bir soru bırakıyor:
Haberci, olayın büyüklüğünü bilmeden kilometrelerce yol gidip bir köye ulaşabiliyorsa; o köydeki vatandaşın sorunlarını öğrenmek isteyen siyaset de aynı yolu neden daha sık kullanmasın?
Bir vatandaşın zor gününde mesele yardım paketinden önce bazen iki kelimedir:
“Geçmiş olsun.”
Bir telefon…
Bir ziyaret…
Bir kapıyı çalmak…
Vatandaş böyle günlerde kendisine gelen insanın önce rozetine bakmıyor.
Yanında kimin bulunduğunu hatırlıyor.
Ve bana göre Taşköprü siyasetinin üzerinde düşünmesi gereken soru da tam burada başlıyor:
Haber bütün Türkiye’ye ulaşırken, yerel siyaset özellikle muhalefet 126 köyün tamamına ne kadar ulaşabiliyor?
Selam ve dua ile…
Ertuğrul Köse