Enkaz Kalkıyor Ama O Gün İnsanın İçinden Kolay Kolay Kalkmıyor (2)
Göçükten sağ çıktık, yangını söndürdük, yaralılarımızı hastaneye gönderdik. Sonra herkes evine döndü ama bizim için hayat kaldığı yerden devam etmedi. Çünkü bazı enkazlar kazma kürekle kaldırılıyor, bazıları ise insanın içinden günlerce, aylarca çıkmıyor. İşte o günün ardından öğrendiğim vefa, dostluk ve köyde yeniden ev kurmanın hiç de kolay olmadığı gerçeği…

Taşköprü Kirazcık Köyü Oruçlar mahallesindeki ev göçüğünün ardından imeceyle başlayan enkaz kaldırma çalışmaları, dostların ziyaretleri ve yeniden ev yapmanın önündeki prosedürler…
Birinci yazımı okumayanlar için linkini buraya bırakıyorum tıklayıp okuyabilirsiniz.
Enkazı İmeceyle Kaldırırsınız, Ya Hatıraları?
Göçüğün yaşandığı gün ilk derdimiz candı.
“Kim nerede?”
“Kim çıktı?”
“Yangın söndü mü?”
“Tüp patlar mı?”
Ambulans, itfaiye, hastane derken gün nasıl geçti anlamadık.
Sonra bir sabah oldu.
Her şey biraz sessizleşti.
Karşımızda artık bir ev değil, koca bir enkaz vardı.
Tadilat için daha yeni getirdiğimiz Ytongları dama çektik. Enkazın altında kalan eşyaları çıkarmaya başladık. Çatıyı tambur yardımıyla etrafa çektik.
Köyün ve köylünün güzel tarafı işte burada ortaya çıkıyor.
Birisi kazmayı alıyor.
Birisi küreği.
Birisi taşıyor.
Birisi “Şunu da çıkaralım” diyor.
Adına imece diyoruz.
Aslında imece sadece birlikte çalışmak değildir.
İmece, birinin derdinin birazını kendi omzuna almaktır.
Fakat insan enkaza her yaklaştığında aynı günü tekrar yaşıyor.
Şurada eşim sıkışmıştı, şurada abla vardı.
Şurada ocak yanıyordu.
Şurada tüp vardı.
Buradan kayınvalidemi çıkarmıştık.
Şurası Tayyip’in çalıştığı odaydı.
Eşyayı çıkarıyorsunuz ama hatırayı çıkaramıyorsunuz.
Tahtayı kaldırıyorsunuz ama kulağınızdaki o “çatır” sesi kalkmıyor.

Zor Günde Bir Telefonun Değerini Öğrendim
Hayatım boyunca elimden geldiğince insanların iyi ve kötü günlerinde bulunmaya çalıştım.
Açıkçası bunu da hiçbir zaman “O benim düğünüme geldi mi?”, “Beni aradı mı?”, “Ben gidersem o da gelir mi?” hesabıyla yapmadım.
Gelmeyene gitmeye, aramayanı aramaya çalıştım.
Vaktim varsa gittim.
Elimden geliyorsa yardım ettim.
Bir telefon gerekiyorsa aramaya çalıştım.
Ama insan zor bir olay yaşayınca kendi içinde başka duygularla da tanışıyor.
Bir bakıyorsunuz telefon çalıyor. İlk iki gün telefonlara da bakmam mümkün olmadı ama
Bir dostunuz arıyor.
“Geçmiş olsun, yanınızdayız” diyor.
Belki iki dakikalık konuşma…
Ama insana öyle bir güç veriyor ki anlatamam.
Bir mesaj geliyor.
Bir yorum görüyorsunuz.
Birisi köye kadar kalkıp geliyor.
O anda “Demek ki yalnız değiliz” diyorsunuz.
Arayan, soran, mesaj atan, sosyal medyada geçmiş olsun dileklerini ileten, köye koşan herkese minnettarız.

Kastamonu Milletvekili Halil Uluay Geçmiş Olsun Ziyaretimize Geldi
Ak Parti Kastamonu Milletvekili Halil Uluay‘da yoğun programına rağmen ziyaretimize koşup geldi. Milletvekili Uluay, Ak Parti Taşköprü İlçe Başkanı Tuncay Kendiroğlu ve eski başkan ve il genel meclis üyesi Hüsnü Yılmaz ile köye gelerek bizi ziyaret etti. Hem yıkılan evi gördüler hem de evimize kadar gelerek geçmiş olsun dileklerini ilettiler. Kendilerine canı gönülden teşekkürü borç bilirim.
Tabi köylülerimizde bu fırsatı kaçırmadılar hemen özellikle yollardan ve kısmen de susuzluktan sorularla vekili değil adeta beni bunalttılar. Sonuçta misafir ve geçmiş olsun’a gelmiş, ayıp oluyor diye düşünsem de Halil Uluay gayet böyle şeylere alışkın olduğunu da belli etmiş oldu.
Milletvekili Halil bey, geçmiş olsun diye arayıp ziyarete geleceğim deyince, bende yoğunsundur araman yeterli dedim ama gelince de insan bir başka mutlu oluyormuş anlamış oldum. Halil Uluay’ın bu konuda düğün, mevlid vb. tatlı ve acı günlerinde arkadaşlarının yanlarında yer almaya gayret ettiğine şahit oluyordum. Bir kez daha yaşayarak şahit olmuş oldum. Allah razı olsun.

Ali Kuru’da Tosya’dan Ziyaretimize Geldi
Saadet Partisi Tosya İlçe Başkanı Ali Kuru, olay günü İstanbul’da imiş ve bir rahatsızlık geçirmiş. Tosya’ya gelince ertesi gün köye gelerek yanımızda oldu. Ali abiden de mevlam razı olsun.
Bunlar dışarıdan bakılınca belki sıradan bir ziyaret gibi görülebilir.
Ama değildir.
Zor zamanda yapılan ziyaret, normal zamanda yapılan on ziyaretten daha kıymetli olabiliyor.

Aramayanlara Hayıflanırken Önce Kendime Sordum
Bütün bunların yanında insanın aklından başka sorular da geçiyor.
“Falanca neden aramadı?”
“Acaba duymadı mı?”
“Bir mesaj atamaz mıydı?”
“Sosyal medyada gördü mü?”
İnsan böyle zamanlarda biraz da nefsiyle baş başa kalıyor.
Normal zamanda hiç önemsemeyeceğiniz bir telefonun gelmesini bekliyorsunuz.
Sonra kendimi durdurup başka bir soru sordum:
“Acaba onların zor gününde ben aradım mı?”
Belki de asıl sorulması gereken budur.
İnsan önce kendisine bakmalı.
Ben onların ihtiyacı olduğunda yeterince yanında oldum mu?
Belki duymadılar.
Nitekim İstanbul’a döndükten sonra bile olayı hâlâ bilmeyen, çok yakın olduğumuz insanların bulunduğunu gördük.
Demek ki bazen insanın zihninde büyüttüğü şeyin başka bir açıklaması da olabiliyor.
Ama bu olay bana bir şeyi kesin olarak öğretti:
Aklınıza bir dostunuz düştüyse arayın.
“Sonra ararım” demeyin.
Geçmiş olsun diyecekseniz bugün deyin.
Bir insanın kötü gününde yazacağınız üç kelimeyi küçümsemeyin.
Çünkü sizin iki dakikanız, karşı tarafın bütün bir gününe güç verebilir.

Yıkılan Evin Yerine Ev Koymak da Kolay Değilmiş
İlk gün herkes doğal olarak şunu söyledi:
“Can sağ olsun, ev yapılır.”
Doğru.
Can sağ olsun.
Fakat iş “Evi yapalım” noktasına gelince insan başka bir gerçekle karşılaşıyor.
Köyde ev yapmak, düşündüğünüz kadar kolay değil.
Mevcut ev yıkılmış.
Ortada açık bir mağduriyet var.
İnsan ister istemez “Aynı yere yenisini koyarız” diye düşünüyor.
Ama öyle olmuyor.
Hissedarlar, varisler varsa imzalarını alacaksınız.
Proje yaptıracaksınız.
Mesafe şartlarına uyacaksınız.
Yan taraftaki yapıdan, samanlıktan veya damdan belirlenen uzaklıkları koruyacaksınız. Yoldan çekme mesafesi, komşu parsel sınırı derken önünüze bir dizi prosedür çıkıyor.
Elektrik ayrı.
Proje ayrı.
İzin ayrı.
Enkazın kaldırılması ayrı.
Bir yanda evini kaybetmiş yaşlı bir insan var.
Bir yanda mevzuat.
Bir yanda maddi yük.
Sosyal medyada zaman zaman o güzel espriyi görüyoruz:
“Paran olsa ne yaparsın?”
“Köye ev yaptırırım.”
“Daha çok paran olsa?”
“İki tane yaptırırım.”
İnsan gülüyor.
Ama işin içine girince anlıyorsunuz ki bugün köyde ev yaptırabilmek için yalnızca paranızın olması da yetmiyor.

Konteyner Çözüm Mü, Yeni Bir Sıkıntı mı?
Bir dönem için Kaymakamlıktan konteyner seçeneği de gündeme geldi.
Fakat kayınpederim buna sıcak bakmadı.
Onun da söylediği aslında çok basit:
“Buzdolabımı koyacağım, çamaşır makinemi koyacağım, eşyamı yerleştireceğim. Üç ay sonra bunu geri almak isterlerse ben eşyalarımı nereye koyacağım?”
Haksız da değil.
Geçici çözüm bazen mağdur için yeni bir belirsizlik anlamına geliyor.
Bugün enkaz hâlâ karşımızda.
Ne şekilde tamamen kaldırılacağı, yeni evin nasıl ve ne zaman yapılacağı konusunda çözmeye çalıştığımız meseleler var.
İnşallah hepsi aşılacak.
Çünkü hayat devam etmek zorunda.

Bir Evden Daha Fazlası Yıkılıyor
Köy evleri dört duvardan ibaret değildir.
Bir köşede yıllardır kullanılan bir soba vardır.
Bir sandığın içinde geçmişten kalan eşya.
Duvarında hatıra.
Bahçesinde ceviz.
Damında yılların emeği.
İnsan “Ev yıkıldı” dediğinde aslında koca bir geçmişten söz ediyor.
Ama yine de dönüp en büyük tesellimize sarılıyoruz:
O evden beş insan sağ çıktı.
Yangın büyümedi.
Tüp patlamadı.
Bir oğlumuz tesadüfen telefonla konuşmak için dışarıdaydı.
Ceviz ağacı evi tuttu.
Kiler bir bölümü taşıdı.
Köylü koştu.
Dostlar aradı.
Gelen geldi.
Dualar edildi.
Şimdi sıra yeniden kurmakta.
Belki o ev yeniden yapılacak.
Belki eskisine hiç benzemeyecek.
Ama ben şunu biliyorum:
O evin yeni duvarlarında yalnızca tuğla ve harç olmayacak.
Biraz şükür olacak.
Biraz korku.
Biraz imece.
Biraz dostluk.
Biraz da o zor günde telefonu açıp “Yanınızdayız” diyen insanların sesi…
Çünkü bazı evleri usta yapar.
Bazı evleri ise insan yeniden dostlarıyla, duasıyla ve umuduyla kurar.
Bu vesile ile Mevla; sel, yangın, deprem, göçük vb. afetlerden hepimizi muhafaza eylesin. Amin
Selam ve dua ile…
Ertuğrul Köse