enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp

Bir Ceviz Ağacı, Bir Kiler ve Verilmiş Sadakamız: O Ev Üzerimize Çöktüğünde (1)

Köye birkaç gün dinlenmeye değil; çalışmaya, kayınpederin yıllardır ertelenen evinin yapımında yardımcı olmaya gitmiştik. Cuma günü gece bir kamyon malzeme indirmiştik. Ertesi gün Cumartesi sabah erkenden gelip kahvaltı için çay kaynarken ev üzerimize çöktü. Beş kişi enkazın altında kaldı. Soba yanıyordu, ocak açıktı, tüpler evin içindeydi… O gün bir evimizi kaybettik ama beş canımızı yeniden kazandık.

Bir Ceviz Ağacı, Bir Kiler ve Verilmiş Sadakamız: O Ev Üzerimize Çöktüğünde (1)
9 Eylül 2026 20:03 | Son Güncellenme: 9 Eylül 2026 20:11
A+
A-

Kastamonu Taşköprü Kirazcık Köyü Oruçlar Mahallesi’nde çöken ahşap evde yaşanan ölüm-kalım mücadelesi… Beş kişinin sağ kurtulduğu göçükte bir ceviz ağacı, sağlam kalan kiler ve birkaç saniyelik tesadüf büyük bir faciayı önledi.

Köye Bu Defa da Çalışmaya Gitmiştik

Bizim köye gidişimiz hiçbir zaman yalnızca tatil değildir.

Her yıl birkaç günlüğüne de olsa gider; bahçeyle, tarlayla, evle, barkla uğraşırız. Böğürtlenimizi, elmamızı, fındığımızı toplarız. Bir taraftan çalışır, bir taraftan da köy havasını içimize çekeriz. Bu yıl da acuk toplayıp dövme planımız vardı…

Bu yıl da öyle olacağını düşünüyorduk.

Yıllardır kayınpederim Hüseyin Tellioğlu’na, “Şu evi artık yaptıralım, elden geçirelim” deyip duruyorduk. O hep erteliyordu. Bu yıl ne olduysa kararını verdi.

“Yaptıralım.”

Eve 3-4 yıl önce de çatısına saç yaptırmıştık..

Biz de yardımcı olmak için Kastamonu’nun Taşköprü ilçesine bağlı Kirazcık köyü Oruçlar Mahallesi’ne gittik.

Tadilat için Ytonglar ve diğer malzemeler geldi. Cuma akşamı her şey hazır gibiydi. Haftaya ustalar gelip yapılması gerekenleri yapacaklardı.

Cumartesi günü çayımız kaynıyordu.

Sonra hayat, birkaç saniye içinde bambaşka bir yere savruldu.

Deprem Gibi Sallanmadı; Bir Anda Çatır Çatır Gitti

İstanbul’da yaşayan insanız. Depremde bir sallantının ne olduğunu az çok biliyoruz.

Ama bu öyle olmadı.

Öncesinde uzun uzun sallanmadı. Kaçacak vakit bırakmadı. Birden sesler geldi.

Çatır…

Çutur…

Ve ev gitti.

Ben kapının önündeydim. İçeride eşim, kayınvalidem, eşimin ablası ile Şinasi ve Bilal Tellioğlu vardı.

Beş kişi bir anda enkazın içinde kaldı.

O an insan ne düşündüğünü bile hatırlayamıyor.

Akıl başka çalışıyor, beden başka.

Can havliyle kendimizi yıkılan evin üzerine attık.

Şinasi ve Bilal kendi imkânlarıyla çıkmayı başardı. Kadınların bulunduğu bölümde ise durum çok daha ağırdı. Eşimi, kayınvalidemi ve ablayı sıkıştıkları yerlerden çıkarmaya çalıştık.

Böyle anlarda kimin ne yaptığı bazen sonradan daha iyi anlaşılıyor.

Enkazdan çıkmasına ve kolunda çatlak olmasına rağmen o an kendi acısını dahi hissetmeyen Şinasi Tellioğlu, Bilal Tellioğlu, kuzenleri ve komşularımız ellerinden geleni yaptılar.

Kayınpederim Hüseyin Tellioğlu yeğeni Osman Tellioğlu ve eşi Hülya Tellioğlu da o zor dakikalarda yanımızdaydı.

Benimle birlikte enkazın başında bulunan, köyde “Dişkıran” lakabıyla bilinen Mehmet Tellioğlu, Fikriye Tellioğlu, Selma Tellioğlu, Bilal ve Media Akdaş yardıma ilk koşanlardı.

İsimlerini burada tek tek sayamadığım Kirazcık ile Hoca Köyü’nden koşarak gelen bütün köylülerimiz de aynı şekilde büyük bir dayanışma gösterdi

Gerçekten can siperane bir mücadele vardı.

İtfaiye ekiplerinin ve ambulansların olay yerine kısa sürede ulaşması da bizim için büyük bir güven ve moral oldu. İlk müdahalelerin yapılması, yaralıların hastaneye sevk edilmesi ve olayın kontrol altına alınmasında emeği geçen bütün görevlilere ayrıca teşekkür ediyoruz.

O gün bir kez daha gördük ki felaket anlarında sadece resmi ekiplerin değil, komşuluğun, akrabalığın ve köy dayanışmasının da ne kadar büyük bir anlamı var.

Allah hepsinden razı olsun.

Bir taraftan enkaz…

Bir taraftan yükselen toz…

Bir taraftan “İçeride kim kaldı?” telaşı…

Ama asıl korku bununla da bitmiyordu.

Soba Yanıyordu, Çay Kaynıyordu, Tüpler Evin İçindeydi

Ev göçtüğünde soba yanıyordu.

Ocakta çay kaynıyordu.

Eşim tam Aygaz’ın bulunduğu taraftaydı. Üstelik içeride dolu bir tüp daha vardı.

Yıkılan eşyalar, yataklar, yorganlar, ahşap malzemeler ocağın ve tüplerin bulunduğu bölgeye doğru yığılmıştı.

Derken yangın başladı.

Göçük bir yana, şimdi bir de yangın vardı.

O birkaç dakika bugün düşündükçe bile insanın içini ürpertiyor. Tüplerden biri patlasa, ateş enkazın tamamını sarsa belki bugün çok başka şeyler konuşuyor olacaktık.

Hortum konusunda sıkıntı yaşadık ama suyumuz vardı.

Elimizden geleni yaptık.

Köylüler koştu.

Yangını büyümeden söndürdük.

Sonrasında ambulans, itfaiye ve görevliler geldi. AFAD da yola çıkmıştı ancak durum kontrol altına alınınca geri döndü. Yaralılarımız hastaneye götürüldü.

Şinasi ağabeyin kolunda çatlak oluştu. Bilal’de sıyrıklar vardı. Eşimde, kayınvalidemde ve ablada da çeşitli yaralanmalar yaşandı.

Ama hepsi hayattaydı.

İşte bazı anlarda insan “mal” kelimesinin ne kadar küçük, “can” kelimesinin ne kadar büyük olduğunu anlıyor.

Bir Ceviz Ağacının Gölgesinden Fazlası

Sonradan enkaza baktıkça yaşadığımız mucizenin ayrıntılarını daha iyi fark ettik.

Evin alt tarafında bulunan büyük ceviz ağacı, yapının tamamen aşağı doğru kaymasını engellemişti.

Evin içinde bizim yörede “helkiL” dediğimiz kiler bölümü de sağlam kalmış ve özellikle kadınların bulunduğu kısmın tamamen çökmesinin önüne geçmişti.

Bir ağaç…

Bir kiler…

Belki birkaç santimetrelik boşluk…

İnsan bazen hayatın ne kadar ince bir çizgi üzerinde yürüdüğünü böyle zamanlarda görüyor.

O gün herkes aynı cümleyi söyledi:

“Verilmiş sadakanız varmış.”

Bu sözü daha önce yüzlerce kez duymuşumdur.

Ama insan bazı sözlerin ne anlama geldiğini ancak yaşayarak öğreniyor.

Biz o gün “verilmiş sadaka” sözünü iliklerimize kadar hissettik.

“Tayip Nerede?”

Ablayı çıkardık.

Kayınvalidemi çıkardık.

Eşimi çıkardık.

Diğerleri çıktı.

Sonra bir anda aklımıza geldi:

 

“Tayyip nerede?”

Tayyip  evden uzaktan çalışıyordu. Bilgisayarı da içerideydi. Onun çalıştığı odanın bulunduğu taraf neredeyse tamamen birbirine girmişti.

Sesleniyoruz.

“Tayyip!”

Cevap yok.

Bir daha bağırıyoruz.

Yine ses yok.

İşte o birkaç saniyeyi tarif etmek gerçekten mümkün değil.

İnsan beyninden aynı anda binlerce şey geçiyor.

Sonra telefon geldi.

Tayyip, telefonla konuşmak için evden çıkmış.

Başka bir yere gitmiş.

O an dünyalar bizim oldu.

Çünkü onun oturduğu bölümün sonradan aldığı hâli gördüğümüzde ne kadar büyük bir felaketin eşiğinden döndüğümüzü bir kere daha anladık.

Bilgisayarını ertesi gün enkazdan sağlam çıkardık. Telefonları, tüpleri ve ulaşabildiğimiz eşyaları da el birliğiyle çıkarmaya başladık.

Ama asıl çıkardığımız şey eşya değildi.

O enkazdan beş can çıktı.

Bir Ev Gitti, Beş Can Bize Kaldı

Elbette bir evin yıkılması kolay değil.

Yılların emeği, hatırası, odası, duvarı, sobası, sofrası birkaç saniyede enkaza dönüşüyor.

Fakat o gece dönüp aynı şeyi söyledik:

“Çok şükür.”

Çünkü ev yapılır.

Eşya alınır.

Çatı yeniden örtülür.

Duvar yeniden örülür.

Ama can geri gelmez.

Bugün hâlâ gözümü kapattığımda o çatırdamayı, o tozu, “İçeride kim kaldı?” telaşını hatırlıyorum.

Eşimi enkazın arasından çıkarırken hissettiğim çaresizliği unutamıyorum.

Ardından Tayyip’i ararken yaşadığımız korkuyu da…

Ama ardından gelen o büyük şükrü de unutmuyorum.

Bir ceviz ağacı tuttu evi.

Bir kiler tuttu tavanı.

Bir telefon görüşmesi Tayip’i dışarı çıkardı.

Yangın büyümedi.

Tüpler patlamadı.

Beş insan o evden sağ çıktı.

Buna kim ne der bilmiyorum.

Ben tek bir şey diyebiliyorum:

Mevla bizi beterin beterinden korudu.

Ne kadar şükretsek az.

Allah hiç kimseyi böyle bir imtihanla karşı karşıya bırakmasın. Karşılaştırırsa da yardımını, merhametini ve iyi insanları eksik etmesin.

Çünkü bazı günler bir ev yıkılır…

Ama insan o enkazın arasından hayatın ne kadar kıymetli olduğunu yeniden öğrenerek çıkar.

 

Selam dua ile…

 

Ertuğrul Köse

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.